Sen sen ol, işlediğin haltı kimseye anlatma!
Rivâyet o ya: Bedevî, bir gün çölde seyahat etmeye çıkmış. Seyahat ederken de uzaktan çaresizlik içerisinde kendisine el sallayan bir adam görmüş. Görmemezlikten gelmeyip, hemen devesini ona doğru sürmüş.
Zavallı adam uzun günler aç ve susuz kalmış. Bitkin bir halde, yıkık bir sesle bedevîye seslenerek "lütfen biraz su!" demiş. Bedevî de hemencik devesinden inmiş ve suyu hazırlamaya başlamış. Biraz önce çaresizlikten kıvranan ve birazcık su isteyen o zavallı görünümlü adamın, hiç beklenilmeyen bir çeviklikle bedevînin devesine atlamasıyla uzaklaşması bir olmuş.
Durumu fark eden bedevi, dönmüş ve bütün gücüyle arkasından koşmaya başlamış. Sesini duyurabileceği bir mesafeye erişir erişmez yüksek sesle bağırmış:
"Tamam! Yapacağını yaptın. Devemi aldın. Beni bu çölde yalnız başıma bıraktın. Hiç mesele değil, varsın olsun! Bak, davacı da olmayacağım. Ancak senden bir ricam olacak: Gel bu olayı, yaşadığın sürece kimseye anlatma! Ne olur bu ricamı yerine getirmeni istiyorum. Tek isteğim bu! Şimdi git gideceğin yere."
Bedevinin bu çağırışını duyan o zavallı adam şaşkınlık içerisinde durmamazlık edememiş. Bırakınız devesini, canını dahi devre dışı bırakarak olayın başkalarına anlatılmamasını önemseyen bedevînin bu sözlerine karşı durmuş, geri dönmüş ve: "Niçin bu olayın başkalarına anlatılmamasını bu kadar şiddetle istiyorsun; bunun hikmeti nedir?" diye sormuş. Bedevî: "Eğer insanlar bu olayı duyarlarsa bir daha çölde aç ve susuz kalmış hiçbir insana yardım eli uzatmazlar da ondan" diyerek, cevap vermiş.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Biri menfaati önceliyor, biri de maslahatı önceliyor. Menfaati önceleyen, çölün ortasında kala kalan, açlık ve susuzluktan çaresizlik yaşayan o zavallı adamdır. Maslahatı önceleyen de o zavallı adam tarafından gasbedilen bedevidir.
Yani, biri sadece kendi çıkarını düşünüyor, biri de toplumsal olanı… Maslahatı! Maslahat, sulh kökünden gelen bir terimdir. Barış anlamını ifade eder. Barış da toplumu ilgilendiren bir kavramdır. Bireysel menfaatler çoğu kez toplumsal maslahata zarar verirler. Tabi ki tersi de mümkündür. Toplumsal olan da bireysel olana zarar verebilir. Ancak böylesi bir durumda yetkin olan maslahatı tercih Eder, menfaati tercih etmez.
Ayrıca her ne kadar menfaat, bir birlik sağlasa da bu birlik, ömürlü değildir. Menfaatin sonucu olan birlik de, bütünlük de hızla erir gider. Menfaat bitince birlik de biter, bütünlük de biter. Ama maslahatta birlik, maslahatın doğurduğu bütünlük çok farklıdır. Çünkü onun gereği ömürlülüktür. Ömürlülüğün gereği de maslahattır.
Maslahata “menâfi-i umumiyye/umumun menfaati denilebilse de en uygunu “maslahat-ı umumiyye/umumun maslahatı” denilmesidir. Kelimenin gereği de zaten umumi olandır. Yoksa kiminle amaç birliği edeceksiniz? Yahut kiminle sulh edeceksiniz? Elbette ki toplumun diğer parçalarıyla bu mümkündür. İşte maslahat, toplumun diğer parçalarını birbiriyle birleyip bütünlerken; menfaat aksi bir işlev görür.
Bunu anlatmamdaki maksadım nedir? Maksadım menfaati için halini istismar ederek deveyi alıp giden o zavallı adamın menfaatperestliğini yermekten ziyade, bedevinin o maslahata yönelik ricasının önemine dikkat çekmektir.
Şahsen her gün her yerde o bedevinin çığlığını duyuyorum. Caminin önünden geçerken duyuyorum… Şehrin meydanında yürürken duyuyorum… Kurumların kapısından girerken duyuyorum… Her nereye gitsem, her nereye yönelsem hep o bedevinin o çığlığını duyarım:
EĞER İNSANLAR BU OLAYI DUYARLARSA
BİR DAHA ÇÖLDE AÇ VE SUSUZ KALMIŞ HİÇBİR İNSANA YARDIM ELİ UZATMAZLAR.
Uzatmazlar, çünkü toplumsal hayatın temel taşlarından en önemlisi olan güven duygusu, darbe yer. Bedevi, güven duygusunun zedelenmemesi için bu yaptığın aramızda kalsın, başkaları bilmesin istemiştir. Toplumsal duygudaşlığı her kim yapıp etmeleri ile zedelerse, bu toplum için fesat sayılır, hatta ihânet!
Kuşkuculuk, güvensizlik, belirsizlik başını almış gidiyor… Girmediği, ulaşmadığı, bulaşmadığı bir yer yok… Allah ile aldatan aldatana… Millet ile soyan soyana… Halk ile yolan yolana… Allah aşkına etrafımıza bir bakalım, toplumsal mâbedi imâr için kaç kişi önündeki taşı yontuyor? Ekseriyet mabedin duvarındaki taşları bir bir sökerek kendine kümes oluşturmaya çalışmıyor mu?
Ey küserâ! Unutmayınız ki yaptığınız her kötülük, işlediğiniz her halt, birbirinize anlatmakla yarışa girdiğiniz her bir ahlaksızlık, toplumu temin eden iyilikleri, doğrulukları, güzellikleri birer birer kemirip yok etmektedir. Bu, ihanettir!
Bu ihanetiniz sebebiyle birisinin ayağına diken batsa çıkaranı olmayacak… Göz bebeğine batsa çıkaranı olmayacak… Kalbine batsa çıkaranı olmayacak… Düşünün, bu ne kadar vahim bir durumdur.
Öyleyse bari dini-milli-insani değerleri istismar ederek yaptığınız haksızlıkları, işlediğiniz utanmazlıkları, sergilediğiniz hayâsızlığı kimseye anlatmayın. Bak bu gidişle kimse kimseye el uzatmayacak.
Gülhan Haliloğlu 08.10.2020