Bizim kuşağın okul günleri zorlu mu geçti ne?
Gerçi her zaman söylerim “BİZİM ÇAĞALIĞIMIZ VE GENÇLİĞİMİZ FAKİRLİK İCİNDE
AMA MUTLU GEÇTİ”
Ben Sanat okulunda, (sonraları Şehit Kemal Özalper Endüstri Meslek lisesinde) tahsile
başladım… Bu okula o zamanlar İlkokuldan sonra sınavla alınırdı öğrenciler. Sabah başlar
saat 16.00 gibi biterdi.… Öğlen yemeği başlıca sorunumuzdu…Babamız günde ancak 50
kuruş verebilirdi zaten (Teknik resim bölümünde olduğum için) A4 ince kartonun fiyatı 25
kuruştu, yanlış yaptın mı, ikinci kağıdı alırdın ki, öğlen yemeği yiyemezdin. Çünkü yarım
ekmek arası helvanın fiyatı da hemen hemen 25 kuruştu... O zamanlar İlçelerde orta okul ve
lise olmadığından kırsal kesimden 3-4 öğrenci Malatya merkezde ev kiralar orada otururdu.
Okulda bu öğrencilere diğer yoksul öğrenciler gibi öğlen yemeği ücretsiz verilirdi. Öğlende
bunların isimleri tek tek okunur, sıraya dizildikten sonra anlaşmalı Lokanta neredeyse oraya
götürülür öğlen yemeği verilirdi…Evleri il merkezinde olup da yoksulluk içerisinde bulunan
benim gibilerde, o sayım sırasında kenarda bekler, gelmeyen öğrenci olursa “burada” diyerek
sıraya bodoslama dalardık…
İlk okuldaki gibi orta okulda da ilk derste iki mendil üzerine koyduğumuz ellerimizi öğretmen
kontrol ederdi. Sözde tırnak kontrolüydü bu… Tek mendili olan, tırnağı hafif uzamış veya saç
tıraşı olmamışlar cezalandırılırdı. Bir gün yoksulluktan olsa gerek Tek mendille okula gittim.
Tırnak kontrolü yapılırken o tek mendili ikiye böldüm ellerimi onun üzerine koydum. Farkına
varan öğretmenden yediğim dayaktan çok arkadaşlarıma karşı mahcup olmam bana koydu.
Ağladım gün boyu…
Hele hele Erkeklerin (Zaten okulumuzda o zamanlar kız öğrenci yoktu) saçı üç-dört numarayı
geçmişse kontrol eden öğretmen tarafından makasla saçı gelişigüzel kesilir, tıraşa zorunlu
hale getirilirdi…
Orta okulda başladığı şapka takma zorunluluğu… Hani subayların şimdilerde ise Demir Perde
Ülkesi subayların giydiği şapkaları takmak zorunluluktu. Sabah okula girerken şapka kontrolü
de yapılırdı… Temiz ve gergin olmasına dikkat edilirdi. Hangi okulun öğrencisi olduğumuz
şapkamızın kenarındaki kurdeleden belli olurdu. Çünkü Sanat okulunun Şapka şeritleri Yeşil,
Orta okul ve liselerdeki öğrencilerin Sarı, Ticaret lisesinin şapka şerit rengi ise Kırmızıydı…
Bu şapkaların satıcısı ise Ermeni Malatyalılardı. Şirket Handa Avedis Diktaş ile Kevork
amcalar bu şapkaları yapıp satardı. Okul zamanı babalarımızın ilk işi bize ayakkabıdan önce
şapka almaktı…
İlk okulda erkek ve kız öğrenciler beyaz yaka, Orta okulda ve normal liselerde bile Erkekler
kravat takamadan ve şapka giymeden okula giremezdi.
Okullarda öğrenciler, sabah okul bahçesinde sınıflara göre dizilir, okul müdürünün
konuşmasından ve ant içme töreninden sonra derslere girerdi. Pazartesi Sabahları yine Okul
bahçesinde toplanılır, İstiklal marşı okunduktan sonra derslere öyle girilir, Cuma günü öğlen
sonrası okula giden öğrencilerde son dersten sonra yine Okul bahçesinde toplanır, istiklal
marşı okunduktan sonra Bayrak göndere çekilir, öğrenciler evlere öyle dağılırdı. Özel
günlerde de saygı duruşu ve istiklal marşı okunurdu. İstiklal Marşı okunduğu sırada
gerçekten “hazır ol vaziyetinde” dimdik durulur, konuşulmaz, saygı elden bırakılmazdı.
Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda Gömlekler
pantolonların- eteklerin, içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.
Küpe, kolye, yüzük, bilezik varsa ancak ve ancak hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde
tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline beklemeksizin disiplin kuruluna verilirdi.

Okullarda en korkulan yer Disiplin kuruluydu. Çünkü oradaki cezalar affedilmezdi. Okuldan
atılmaya kadar ceza vardı..
Cep telefonu,, internet hayal bile edilmiyordu...Hele okulda, yani lise sonlarda cinselliğin ne
olduğunu öğrendiğimiz çağlarda, kız arkadaşlarımıza bir mektup vermek için günlerce
uğraştığımız olurdu. Pastaneye ve kahvehaneye gibi yerlere götürmek nedir bilinmezdi…Hem
çok zordu, hatta hemen hemen olanaksızdı…Hele hele kızların lokantalara gidip yemek
yemesi bile ayıp karşılanırdı..
Okul defteri ve kitabı bütçeye göre alınan kağıtlarla kaplanırdı. Bizim gibi yoksullar eğer
gazete bulursa onunla kaplar, babam gibi Sümerbank işçi çocuğu olanlar ise fabrikadan
getirilen muhasebe defterlerinin boş kağıtlarıyla defterler ve kitaplarımızı kaplayabilirdik.
Etiketsiz defter ve kitap olmazdı. Bu da kontrol edilir olmayanlar cezalandırılırdı. Kalem
israfı da olmazdı. Kurşun kalemlerimiz 2-3 santim kaldığında O dönemlerde Kurşun kalem
başlığı (Tenekeden yapılma külah şeklindeki’ olarak satılan başlıkla kalemin boyunu, yani
elde rahat tutulacak şekle alır kalemi uzatırdık.
O dönemlerde askerdeki erlerin onbaşı ve çavuşların attığı dayak gibi, okullarımızda da
Öğretmenden Sopa yemeyen öğrenci hemen hemen yok gibiydi…
Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders
saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphanelere gidebilen öğrenci sayısı azdı.
Genellikle zengin çocukları kütüphaneye giderdi. Ders çalışmamanın en başta gelen (Yalanı)
gerekçesi ise “Öğretmenim Elektrikler kesikti/ Misafir çoktu” şeklindeydi. Çünkü biz
yoksulların evleri bir oda bir de kilerden ibaretti.
Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine yaya gidilip gelinirdi. Hele eviniz bizim gibi
Sıtmapınarı ya da Dörtyol’da ise Sanat okuluna karda-kışta yaya gidip gelmeyi siz düşünün…
Okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek
bile çok zordu.
Hemen her okuldan birer nöbetçi öğretmenden oluşan heyet, Sinema ve Kahvehaneleri gezer,
öğrenci yaştaki kişileri sıkıştırır hangi okulda okuduğunu öğrendikten sonra o okula
götürürdü. Yani okuldan kaçıp malum yerlere gidemezdik.
Karışık öğrencilerin olduğu okullarda, kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası
yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftasına (Yılda bir gün yapılırdı) en çok götürülenler genellikle Yafa Cinsi
portakal, ayva ve elma olurdu...,
Kış aylarında Malatya’da Ekim ayı sonunda başlayan kar yağışı, Mart sonunda sona ererdi.
Yani bu aradaki aylarda Malatya’da yerdeki kar kalınlığı bir metreyi bile geçerdi. Kar
kalkınca bu kez Nisan yağmurları başlardı. Bu aylardaki en büyük eğlencemiz ikinci katlardan
karların üzerine atlamak, Temiz Kar ile pekmezi karıştırıp yemek, Nisan ayında ise ikinci
yağmurun suyunu kaplarda biriktirip içmekti.
Mayıs ayında Hayfene dediğimiz bir imecemiz vardı ki en büyük eğlencemizdi. Herkes
evinden haşlanmış yumurta ile peynir getirir, Kernek dağına çıkılır Ebegümeci toplanarak,
tuz, erik Ekşisi, yeşil soğanla Ekmek dürümü vazgeçilmezlerimizden olurdu…
Yaz tatillerinde Berber, terzi gibi yerlerde çalışırdık. Bu gibi işyerlerinde en az 6-7 çırak
olurdu. Öğrencilerin yaz tatilinde boş gezmesi ayıptı…
Hiç iş bulamayanlar ise sokak sokak dolaşır kırık cam, tel ve bakır eşyaları toplayıp satardık.
Babamızdan para isteyen çok çok azdı. Bu işle hem Malatya Merkezinin temiz olmasına katkı
sağlar, hem de harçlığımızı kazanırdık…Bu parayla en çok Sinemaya gidilirdi. O zamanlar
Yeni Melek Sinemasının (Emekliler parkının bulunduğu alan) bilet kesen Aboş dayısının
insafına sığınırdık. Film başlamaya çok az zaman kala Aboş dayı gişeden bilet almayanların
15-20 kuruşuna temah eder içeri alırdı. O zamanlar sinemanın sahibi (Şemdi Yeşil Sinemanın

sahibi Hüseyin Yeşil abi) bozuk para ile cama vurur “Beyler gişe burada” diyebilirdi. Aboş
dayının hileli oyunlarını görmezden gelirdi…
Kuyu önü mezarlığı arkasındaki Kayalık, Kernek şelalesi başlangıcı, Derme sulama kanalının
her yeri yüzme mekanlarımızdı…
Develeme (Topaç) Bilye (Misket) yedi tuğla, Uzun eşek, Sülü Deynek erkek çocuk, İp atlama,
Beştaş çizgi oyunları da kız öğrencilerin vazgeçilmez sokak oyanlarıydı.
Anlayacağınız Öğrenci gibi öğrenciydik. Şimdiki gibi şapkasız, uzun saçlı, kravatsız,
değildik. Hele hele öğretmenlerimizi sokakta veya caddelerde görsek kaçacak delik arardık.
Şimdikiler gibi birbirimize sigara ikram etmez. Öğretmenlerimizle dalga geçilmez ve onlarda
kahvehanelere gidilmesini bırakın hayal bile edilmezdi.
Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik...Gerçek öğrenci gibi çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da
olsa o dönemlerde daha mutluyduk. Yani YOKSULDUK AMA MUTLUYDUK…