Kur’an’da bir sure var: Fil suresi! Konusu tüm zamanlarda ve zeminlerde geçerli olan bir hakikati anlatan meşhur “Fil olayı” dır!
Ahlaksız, vicdansız, hukuksuz gücün ibretlik akıbetini konu alan bir suredir, Fil suresi.
Ahlaksız, vicdansız, hukuksuz güç diyorum ve yazdığımın da farkındayım.
“Gücün ahlakı mı olur?” yahut “vicdanı ve hukuku mu olur?” demeyin sakın! Evet, gücün elbette ki hem ahlakı olur, hem vicdanı olur, hem de hukuku olur.
Peki, olmazsa ne olur? Olmazsa zulüm olur…. Felâket olur… Ahlaksız, vicdansız, hukuksuz güç, tüm felâketlerin ve zulümlerin anasıdır çünkü.
“Güç sahibi olmak felakettir” yahut “zulümdür” demiyorum; “ahlaksız güç felakettir, zulümdür” diyorum…
“Güç sahibi olmak felakettir, zulümdür” demiyorum, “vicdansız güç felakettir, zulümdür” diyorum…
“Güç sahibi olmak felakettir, zulümdür” demiyorum, “hukuksuz güç felakettir, zulümdür” diyorum…
Diyorum, çünkü ahlaksız güç, vicdansız güç, hukuksuz güç, denetimsiz güçtür. Denetimsiz güç ise saadet üretmez; felaket üretir, zulüm üretir…
Güçlüyüm haklıyım… Güçlüyüm ahlaklıyım… Güçlüyüm vicdanlıyım… Peki, niye haklısın? Niye vicdanlısın? Niye ahlaklısın? Neye göre? Şu sebeple: Çünkü güçlüyüm. Çünkü meşruiyeti güç belirler, o da bende! .
Fil olayındaki tutkuya bakarsanız eğer, “kürepis” bir büyüklük tutkusunu görürsünüz. İşte bu denetimsiz gücün tutkusudur. Gücün tutkusu “kürepis” bir tutkudur.
Filin görüntüsünü, yürüyüşünü, duruşunu gözlerinizin önüne getiriniz. Mümkün ise en yakın “hayvanat hapishanesi” ne gidiniz. Bilfiil müşahede ediniz. Sonra bir düşününüz. Bir zücaciye dükkânına böylesine “kürepis” bir büyüklük tutkusu ile girilirse ne olur?
Peki, suredeki “fil ashabı” yahut “ fil ordusu” ibaresi neye tekabül eder? Kime tekabül edecek, tabi ki Nemrutlara, Firavunlara, Kisralara, yani zamanın Ebrehe’lerine ve onların dalkavuklarına tekabül eder. Başka da tekabül edecek bir adres bulamıyorum. Zamanın Nemrutları kimlerse onlar adrestir… Zamanın Firavunları kimlerse onlar adrestir… Zamanın Ebreheleri her kimse, kimlerse onlar adrestir… Adres, zamanın ahlak, vicdan, hukuk tanımayan ve kendilerine “süper güçlü” dedirten veya dedirtmeye uğraşan kimlerse onlar… Onlara ve siyasetlerine payanda olanlar da…
Adres, sadece zulmedenler değildir tabi ki! Zalimlerin zulümlerine rükün olanlar da adrestir!
Okuryazar dahi olmayan rahmetli anam, ahlaksız, vicdansız, hak hukuk tanımayan, “ben her şeyim, siz ise hiçbir şeysiniz” havasında olan biri için bize şöyle öğüt verir ve uyarırdı: “Lore lore av çora döneya. Lı vi dür harın!” Yani, “Yavrum yavrum, o dünyanın salgın hastalığı gibi birisidir. Ondan uzak durun!”
Feraset buna derler. Ahlaksız, hukuksuz, vicdansız adamı “çora döne”/ dünyayı kasıp kavuran salgın bir hastalık olarak görmek… Tıpkı “korona” gibi telakki edip, yavrusunu korumaya çalışmak… Buna karşı tedbirli olmak… Feraset, basiret budur işte. Böylesi bir tutum ve tavır, ancak ve ancak bu toprağın rengine boyanmış o buğday renkli analara yakışır.
Her neyse… Gelelim o fillerin ve filperestlerin akıbetlerine! Akıbetleri ya? Şimdi argoda denileni demeyeyim ben. Yine de adamlık diyelim, yakışanla cevap vereyim: Âkıbet, yenilmiş ekini olmak! Kur’an’ın tabiri ile “ke’asfin me’kûl” , yani “yenilmiş ekine” dönmek... Hem de kendilerini “ehlulullah” olarak görmelerine rağmen… Yani, kendilerini “Allah’ın ev halkı” olarak nitelemelerine rağmen…
Başka da bir şey olamazlardı zaten. Her şey gayet açık: Ordu, fil ordusu… Komutan, fillerden biri… Amaç ve eylem filce… Cezaları da ebâbilce…
Ey KÜREPİSLER!
Ahlak, vicdan ve hukuk sizlerden korksaydı, FİL SURESİ’ ni okumazdı…
Ey KÜREPİSLER!
Ahlak, vicdan ve hukuk sizlerden korksaydı, FİL SURESİ’ ni okutturmazdı…
Ey KÜREPİSLER!
Ahlak, vicdan ve hukuk sizlerden korksaydı “Ebû Leheb’in elleri kurusun! “ ilahi ifadesini âminlemezlerdi!
Siz ey KÜREPİSLER!
Yani, siyasetleriyle dünyayı berbat edenler!
Bu dünya sadece size değil, herkese lâzım!



