Sesimi Duyan Var mı?
Dünyaya geldiğim ve sevginin, arkadaşlığın en kralını sindire sindire yaşadığım Malatya’nın gözlerimin önünde kayboluşunun ikinci yılı geride kaldı.
6 Şubat 2023 tarihinde insanın iliklerine kadar işleyen soğukta yaşanan iki büyük deprem, Malatya’nın kadim seyrini bir anda farklı bir noktaya taşıdı.
04.17’de kulakları parçalayan ses sonrasında kendini dışarıya atanlar çaresizce sağa sola koşturuyordu.
Metanetini koruyanlar ise ortaya çıkan kaos ortamında sokaktakileri emniyetli yerlere yönlendiriyorlardı.
Kucağındaki çocuğuyla ağlayan ve yardım isteyen annenin çığlıkları hâlâ gözlerimde canlanıyor.
Soğuk hava, işleri daha zorlaştırıyordu. Kendilerini dışarıya atanlar, yıkılan binaların görüntüleri karşısında kendilerinden geçmişlerdi.
Çaresizliğin her kategorisinin hayata geçtiği saatlerde aklıselim davranışlar sergilemenin ortaya çıkan tabloyu kısmen ortadan kaldıracağını düşünenler, istediklerini kısmen elde etmişlerdi.
Enkaz altında kalan ve “Sesimi duyan var mı?” seslenişine karşılık verenlerin kurtarılması için nelerin yapılması gerektiğini de tam olarak bilmiyorduk.
Ayaz havada molozların altındakilere ulaşmak hiç de kolay değildi. Beton parçalarını çıplak ellerle kaldırmanın ne kadar güç olduğunu hiç hissetmedik. Yaşlısı ve genci, herkes, enkazlardan canlı çıkartmanın peşindeydi. Elimizi attığımız yerlerde cansız bedenleri çıkartırken koruduğumuz metanet morallerimizi bozmamıştı.
Enkaz altında çıkartılan her canlı sonrasında dökülen gözyaşları yere düşmeden donuyordu.
13.24’te yaşanan ikinci deprem, kurtarma ekiplerinin işini daha da zorlaştırdı.
Çocukluk kahramanım Vahap Kasap’ın olduğu binanın üstünde ikinci depreme yakalandık. Elimdeki beton parçasıyla enkazdan aşağıya düşmüştüm. Ayağa her kalkışımda kendimi yerde buluyordum.
Enkazın yanında olan Anadolu Oteli, yanıma gelip gidiyordu. Yere her düştüğümde yakınlardaki binaların birer birer yerle bir olduğunu görüyordum.
Tipi hâlinde yağan kar, enkazdan çıkartılan cansız bedenlerin üstüne düştüğünde kendimizden geçiyorduk.
Saatler sonra enkaz başında çaresizliğin ortaya çıkarttığı moral bozukluğuyla yerde çömeldiğim anda bir hanımefendinin üstüme örttüğü battaniye ve elindeki çay ile kendime geldim.
Kısa bir dinlenmeden sonra gecenin ilerleyen saatlerinde Sıtmapınarı’na gittim. Doğduğum mahallede gördüğüm manzara, bana hayatımın en büyük şokunu yaşattı.
Zifiri karanlıkta yerle bir olan binaları görünce kendimi kaybetmiştim.
Yıkılan bir enkazın yanında “Sesimi duyan var mı?” diye seslendiğimde bir tepkinin gelmemesi karşısında donakalmıştım.
Elini omuzlarımda hissettiğim bir polis memuru, beni ayağa kaldırarak donmak üzere olan vücudumu arabaya taşıyarak beni oradan uzaklaştırdı.
Kronik zatürre hastalığım, beni daha da sıkıntılı hâle getirmişti.
Trombüsün içinde konakladığım günlerde, her gece gözlerimin önüne enkazdan çıkartılan bedenler geliyordu.
Çığlık atarak uyandığımda yanımdakiler beni sağlık ekibine yönlendiriyorlardı. Sıcak bir ortamın iyi geleceğini düşünen nöbetçi doktor, bu ortamdan uzaklaşmamı söyledi.
İzmir, Çeşme, Alaçatı’da depremzedelere ayrılan otellerden birine beni yönlendirdiler. Geceleri yatamıyordum. İki büyük depremin artçıları, uyumamı engelliyordu.
Güneşin altında oturturken Malatya’nın bana ihtiyacı olduğunu düşündüm.
Çeşme Belediyesinin yardım merkezine giderek Çeşmelilerin yardım kolilerini omuzlayarak kamyonlara yüklenmesine yardım ediyordum.
Çeşme Belediyesindeki görevliler “Sen misafirimizsin, lütfen otur!” deseler de “Bu yardımlar bizim oraya gidiyor. Bırakın, yardım edeyim!” dediğimde gözyaşlarını tutamadıklarını gördüm.
Çeşme Belediyesine orada bulunduğum süre içinde gösterdikleri ilgi ve yardımları için teşekkürlerimi bir kez daha yineliyorum.
Benim Malatya’ya gitmem lazımdı. Zatürre illeti Çeşme’de kısmen etkisini kaybetmişti.
Şimdi Malatya’ya gitme zamanıydı.
Şehre geldiğimde Malatya’nın artık eski hâline bir daha gelemeyeceğini gördüm.
Yıkılan binalar, ortaya çıkan tablo ve organizasyonlar artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını gösteriyordu.
Acının her türlüsünü yaşadığımız 6 Şubat’ın ikinci yılını geride bıraktık.
Şehrin son görüntüsü, eski Malatya’yı doya doya yaşayanları olumsuz etkiliyor.
Bazılarının dediği gibi “Eski Malatya’yı çok sevdik ve yaşadık. Yeni Malatya sizlerin olsun!”
Bu sözler, elbette büyük sitemler içeriyor.
6 Şubat’ta hayatını kaybedenleri bir kez daha saygıyla anıyorum.

