Malatya’da yaşıyorsak 6 Şubat’tan sonra çoğunluğumuzun sorduğu ama bir kısmımızın net cevap alamadığı ya da cevabının tatmin etmediği bir soru, “Oturduğumuz bina sağlam mı?” sorusu.

Çok teknik detaya girmeden basit nüanslar ile anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Çevre Şehirciliğin yaptığı hasar tespitini hatırlayalım. İTÜ hocalarının ders notlarına göre belirlenen gözlemsel kriterler ile binalar tarandı. Bu kriterlere göre bina depremden önceki günle tamamen aynı durumda ise hasarsız; taşıyıcı sistemi zarar görmemiş, duvar ve sıva çatlakları gibi hasarlar varsa hafif hasarlı; taşıyıcı sisteminde onarılabilecek şekilde hasar varsa orta hasarlı ve bina güçlendirilemeyecek boyutta hasar almış ise ağır hasarlı şeklinde değerlendirildi.

Bunu bazı inşaat mühendisi meslektaşlar değerlendirirken “adet bazlı” değerlendirmenin gerçek dışı olduğunu dile getiriyorduk ki asıl işin başındaki İTÜ’de görevli duayen hocalar da bu konuya değindi. “Tecrübesiz hasar tespit ekiplerimiz belirlenen metotlarda yorum yapamadan çok binayı gereksiz yıktı, telafisi güç ve imkânsız sonuçlar doğurdu.” dendi. Yani demek istediğimiz şuydu: Bir binada 2 taşıyıcıda sıkıntı varsa, oturum alanı 100 metrekare ise ciddi bir oran olabilirdi ama 1.000 metrekarelik alanda yıkımı gerektirecek ciddiyeti sağlamayabilirdi. (20 kolonda 2 kolon %10, 200 kolonda 2 kolon %1 demek.)

Artık çok geç. Bu, benim yorumum değil; işin tepesindeki Çevre Şehirciliğin hasar tespit çalışmasına referans olan akademik ekibin yorumu. Ben; yıkıma uğrayan, ağır hasarlı, 2010 yılı sonrası yapılan yapıların en az yarısının yanlış değerlendirme ile yıkıldığını düşünüyorum.

Şimdi geçmişi hatırladıktan sonra bugüne bakalım, binamız ne durumda? Binanızın durumunu en başta şu şekilde ölçün: Binanız 2000 yılından önce ruhsat alıp yapılmış ise bugünki gözlemsel incelemede “hasarsız” sonucu almış olsa bile maalesef riskli yapıda oturuyorsunuz. Sizin binanızın hasar almamasının ya da göçmemesinin tek nedeni, bulunduğunuz mahallede zemin, depremin dalgalarını binaya kuvvetli vermemiş demektir. Binanızı hızlı taratmanızı öneririz, az hasarlı/hasarsız olması sizi aldatmasın.

Binanızın 300 metre gibi çapında ağır hasarlı ya da yıkılan bina yoksa zemin olarak doğru noktadasınız demektir. İyi zeminde yapılan yapılarda kusur olsa bile bu binalar depremde hasar almayabilir. Zeminin sağlamlığı, binanın sağlamlığından daha önemli bir ölçüttür.

Tam tersine, 300 metre gibi bir çapta ağır hasarlı ya da yıkılan bina varsa ve sizin binanız az hasarlı/hasarsız ise kesinlikle binanızı bir daha inceletin; performans analizine tabi tutun. Hasar tespit ekibi, hasarları görmemiş ve doğru yorumlamamış olabilir.

Depremde, gaz betonlu binalar hasarları direkt belli etti. Mantolama olan binalarda hasarlar dışta değil, iç kısımda kaldı. Gözden kaçan noktalar olmuş olabilir. Mantolama olan binalara da gözlemsel incelemenin dışında inceleme yapılmalıdır.

Binanızda döşeme, kısa kiriş gibi betonarme hasarlar oluşmuş ve orta hasarın harici hafif hasar kısmında değerlendirilmiş ise eleman bazlı onarım yapmak icap edebilir. Döşeme ve kısa kiriş hasarı, beklenen bir durumdur ama yorumlanmalıdır. Tecrübeli hasar tespit ekibi orta hasar yazmamış olabilir ama eleman bazlı onarım gereklidir. Enjeksiyon, karbon gibi basit uygulamalar yeterli çözüm olacaktır.

En korktuğumuz bina; temeli, bodrumu suyun veya rutubetin içinde olan bina türüdür. Lütfen, bu binalarda suyu tahliye edemiyorsanız yaşamayın! Emin olun, hasarsız olsa bile binanız herhangi bir ağır hasarlı bina ile aynı riski taşıyor. Betonarmenin en büyük düşmanı, nemin doğurduğu korozyon olayıdır.

Orta hasar verilip gerçekten işin ehilleri tarafından güçlendirilen binalar, bence şu an emniyet açısından iyi noktada. Çünkü binanın bütün tahlilleri yapıldı ve ona göre yapı denetim, tasarım gözetmenliği ve uygulama desteği ile güçlendirildi. Tabi söylediklerimiz mühendislik hizmeti alınan güçlendirmelerden ibaret, alakasız uygulamacıların yaptıkları değil.

Kısaca, hepimiz aracımızı, teknik eşyalarımızı nasıl periyodik bakıma sokuyorsak binalarımızı da bakımdan geçirmeliyiz. Yerinde alınacak röleve ile hasar durumu ne olursa olsun tahribatsız metotlar ile deprem analizine tabi tutabiliriz. Bu metot şu an İstanbul Belediyesinin öncülüğünde, İstanbul’da çok yaygın durumda. Umarım Malatya da bu konuda atak yapar ve yapı stokunun durumunu daha net ortaya çıkarır.

2020 depremi ve 6 Şubat depremleri, kıyaslanamayacak kadar farklı depremlerdi. 2020’de acaba hasar aldı mı? Hasarlı denecek binaların 6 Şubat’ta ayakta kalamaması çok doğal bir fizik mantığı ile ifade edilebilir. 2020’de gelen düşük deprem kuvvetinde hasar alan binanın 6 Şubat’ta büyük kuvvete dayanamaması sürpriz değil. Aynı mantıkta başka bir şey ifade edelim: 6 Şubat’ta büyük deprem kuvveti alan binanın daha küçük depremlerde ayakta kalması sürpriz olmayacaktır ama biz yine de tedbirli olmalıyız.

İnşaat mühendisliğinde bina yorgunluğu diye bir tabir kesinlikle yoktur. Bunu size 2 mantıkta ispatlayabilirim: Köprü yapıları, genellikle belirli ölçülerde hep titreşim hâlindedir ama yorgunluk söz konusu değildir. İkincisi ise böyle bir şey olsa dünya literatüründe bir kural olarak şu büyüklükte depremden sonra binalar yoruldu yıkın diye bilimsel kurallar konurdu. Böyle bir şey söz konusu değil.

Bina, depremde yorulmaz. Ya hasar alır ya da almaz. Hasar almış ama onarım/güçlendirmeden geçmişse, mühendislik hizmeti alıp işinin ehli tarafından uygulama yapılmışsa en az ilk hâli kadar mukavemetlidir. Performans analizini geçen her binada rahatlıkla oturabilirsiniz. Binanızın durumu ne olursa olsun performans analizi gereklidir.