2006 yılında lisans eğitimime başladığım andan itibaren yapılarda ve kentlerde en takıntılı olduğum konu “kimlik ve ruh” konusudur. Daha teknik dille ifade edecek olursak “fonksiyonellik” diye ifade edebiliriz.

Geçenlerde derneğimizin (Daimfed Malatya) birkaç yöneticisi ile birlikte bir köy evi şantiyesine gittik. Şantiye hızlı ilerliyor, saha dinamik görünüyordu. Evlerin içini gezdiğimizde tam bir “ruhsuzluk” ile karşılaşınca bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Dar ve uzun biçimli salon, salondan neredeyse daha büyük antre, dolabı alanına göre çok az mutfak, dairenin giriş kapısı ile karşılıklı birbirine bakan yatak odaları, basık tavan, lavabo ile birleşik wc taşı, bahçe ile bağlantılı kiler… Daha ekleyebileceğim nedensiz ve işlevsiz tasarımlar…

Her ilin ya da yörenin yapı kültürü farklıyken neden tüm yurtta tip projeler uygulanır? Bunu anlamak gerçekten güç.

Bir ilde toplu konut, köy evi yapıldığında ilin mimarlar odasından ya da herhangi bir mimarından proje desteği almak zor bir eylem değil bence.

Mahalleler, ilçeler ve kentler bu yapı grubundan beslenir. Kimliksiz yapıları oluşturan mahalleler, hiçbir zaman kente değer katamaz.

Bir alana girdiğiniz zaman kafa yorulmuş ve yaşanmış projeler, eski bina olsa bile sizleri gülümseyerek karşılar. Kafa yorulmamış ve yaşanmamış projeler ise ruhunuzu daraltır. Mesela Kernek Karagöz Camisi’nde, Sanat Sokağı’nda, Küba Mescidi’nde, Sümer Park’ta, Orduzu Tabiat Parkı’nda, İnönü Kapalı Çarşısı’nda dediğim sıcaklığı fazlasıyla hissedersiniz. Yapılar ve alanlar sizi çok sıcak karşılar. Çünkü bu projelerin tasarımı yapılırken niteliği ön planda tutulmuştur.

Yukarıdaki örneklere tam zıt olarak ise Eski İl Özel İdare İş Merkezi (Akpınar’ın girişinde) işlevsellik dışı kaldığından yıkılmıştı. Hacı Mehmet Kaba Cami mesela, şehrin en güzel yerlerinden bir yere yapılmış ama estetikten yoksun bir camidir. Oysa ana caddeye sıvası işçilik hatası ile dolu olmayan taş kaplamalı, penceresi plastik doğrama olmayan özel ahşap oymalar ile donatılmış bir yapı düşünülebilirdi.

Benim bu şehirle alakalı başka endişem ise rezerv alanlarda yapılacak yapıların bizim yapı ve ticaret kültürümüz ile uyuşmama olasılığıdır. Çünkü o projeleri çizenlerin Malatya’nın yapı ve ticaret kültürüne uzak olduklarını düşünüyorum.

Kırmızı, pembe, sarı, yeşil gibi pastel renkler ve krem rengi ile dış cepheli, bina alt eteklerine emperador cinsi mermer yapılmış, karşılıklı iki kanepenin sığmadığı, şehirden kopuk TOKİ konutlarının işlevselliğini Allah ömür verirse birlikte görürüz fakat ben bu konuda umutsuzum maalesef.

Malatya’nın konutu ve iş yerleri ile beton çöplüğü olmasından korkuyorum. Bu korkumu Matim İş Merkezi’nin karşısında yapılan ve dış cephesi biten iş merkezlerinin dış yüzeyini görünce daha fazla yaşıyorum. Çevre yoluna bakan binanın sıvası ve boyası o şekilde ise ara yola cephe yapıları düşünemiyorum bile.

Eskiz kâğıda üç beş karalama yapacak epey mimarımız vardı ama kendi yaşadıkları şehirde seyirci bırakıldılar. Hatay’da ve Kahramanmaraş’ta mimarlar, yeni kurulan şehirlerinde daha aktif rol aldılar.

Yıkılan bu şehir, küllerinden daha güçlü doğardı ama olmadı sanki!