Memlekette işler ters gidip bu meseleyi omuzlayan olmayınca hep aynı ses yükseliyor: Sahipsiz Malatya!
Bu ifade aslında aşağılayıcı geliyor bana. Ben bu ifadeyi gerçekten hiç sevemedim.
Ne münasebet; kim sahibimiz oluyor, sahiplik de nedir?
Aldıkları sorumluluğa, işlerine, omuzlarındaki yüke, üstlerindeki vebale sahip çıksınlar...
Neyse, gelelim asıl meseleye...
1990'lı yılların sonu, 2000'li yılların başında uluslararası mahiyette reklam anlaşmaları yapmak ve kayısı tanıtımı için ticaret ve sanayi odası binasında Vali başkanlığında bir toplantı düzenlendi.
İhracatçılara, ihracat rakamının binde 2 ya da 3'ü kadar tanıtım kesintisi yapılması teklifine dönemin valisinin önünde bağır çağır itirazlar yapıldı. Ve rafa kalktı.
Bir dönem sadece resmî kurumlardan alınan sponsorlukla Japonya'da bir kayısı tanıtım reklamı ayrıca Almanya başta gıda fuarlarında birkaç standın dışına çıkmayan tanıtımlar...
Şeker oranı, kuru gıda miktarı, çekirdeğini kükürtleme sonrası pürüzsüz çıkaran, posayı içinde bırakın emsalsiz Malatya kayısısı markasını bizim kayısımız kendi kalitesiyle yine kendisine borçlu.
Ne adam gibi politika üretebildik ne organize olabildik ne bu insansız bir üründen bir mamul, marka yaratabildik.
Sonuçta dünya pazarında 5 milyar dolar pazar payı olan kayısının en kalitelisini biz ürettiğimiz hâlde pazarı belirlemek bir yana bu kadar emeğe rağmen yüzde 10 ile yetinebildik.
Yan gözle baktığımız, samimi olarak ele alamadığımız, böylesine bir ihraç ürününde birlik kurup (KAYISI BİRLİK) zararla kapısına kilit vurdurmuş kayısıda şimdi çarklar farklı işliyor.
Fransa'da dekara düşen verimlilik 130 kiloyken bizde 55 kiloydu. Kükürt oranı diye PPM adı altında bir birim ezberledik, organize olup uygulayamadık.
Son dakika haberini vereyim: Şu dağınık hâlimizde Avrupa Birliği ülkeleri 2025 yılı Ağustos ayından itibaren gerek kükürt gerekse ilaç kalıntısı oranlarını tam 10 kat daha düşürdü. Sonumuz hayrolsun!
2010 yılında bir röportaj sırasında Malatya Ziraat Odası Şube Başkanı Fevzi Çiçek, Malatya'dan yurt dışına kayısı fidanı satışına değinerek tehlikeye dikkat çekmişti.
Fidan satıcılarından “Bu da bir ihracattır, memlekete döviz kazandırıyoruz.” şeklinde tepkiler gelmişti. Ağırlıklı olarak Tacikistan, Özbekistan ve Pakistan'a satılan bu fidan konusu o hengamede kayboldu, gitti.
Belirtilen özellikle Tacikistan'da, Özbekistan'da yoğun pamuk üretimi yapılan alanlar bu kayısı fidanlarıyla bezetildi. Yıllar yılları kovalarken kayısı ağaçları da büyüyordu.
Yetmedi...
2018 yılında, 2-6 Temmuz günlerinde “Kırsalda büyüme ve ekonomik esnekliğe doğru TRİGGER" adında bir proje kapsamında Tacikistan'dan Malatya'ya gelen bir heyete kayısı üretimi üzerinde teorik ve pratik yerinde bilgiler aktarıldı, seminerler verildi.
7-8 sene önce sanki bir gen transferi gibi size ait size özel kayısı fidanlarını sınır dışına ihracat adı altında göndermekle kalmadık, bir de eğitimini verdik.
Geldiğimiz nokta...
Dünyada tarımsal üretim ve rakamları bakılan tek kurum birleşmiş milletlere bağlı kısa adı Fao olan Food and agriculture organization, yani Gıda ve Tarım Örgütü.
FAO rakamlarına göre dilimize bulaşmış kuru kayısı ihracatında dünyanın %75'i Malatya kaynaklı idi.
2024 verilerine göre bu rakam %45'lere kadar indi.
Evet, dünyada kuru kayısı ihracatında tek başına bir il olarak hâlâ birinci sıradayız ancak yıllara sarih düşe düşe %75'lerden %45’lere inmişiz.
Peki, hem fidanını gönderip ardından bir de teorik, pratik eğitim verdiğimiz Tacikistan, Pakistan Özbekistan ne durumda?
Bizim %75'ler, %80'leri vurduğumuz ihracat rakamlarının olduğu o yıllarda neredeyse yoklar.
Ama bizim %45'e indiğimiz içinde bulunduğumuz dönemde kuru kayısı ihracatının %17'lik bölümünü Tacikistan, %18'lik bölümünü Özbekistan karşılıyor.
Kalite, şeker oranı, kuru gıda miktarı konularında emsalsizliğimiz devam ediyor.
Fakat fiyat ve rekabet çok kötü. Bu kadar büyük işçilik rakamlarını verdiğimiz ve işçi bulamadığımız Malatya kuru kayısı üretimine karşın, tıpkı sanayide mısır örneği gibi çok ucuz işçilikle ortalama 4-5 dolar civarında biz ürün satarken Tacikistan ve Özbekistan’da bu işçilik ve maliyetlerdeki düşüklük nedeniyle bir iki dolara kadar rekabete girebiliyor.
Sahip çıkma, başka bir dünya birinciliğimiz olmadığına göre üzerine gitme, politikalar belirleme, belki maliyet kalemlerinde nasıl indirimlere gidebiliriz çalışmalarını yapma zamanı.
Bu konuda faal bir ticaret borsamız var. Başkan Ramazan Özcan son yıllarda gerçekten kayısıya çok önemli katkılarda bulundu. Ama o da siyasilerin, sivil toplum örgütlenmelerinin bu konuda tek ses, tek nefes olamamasından dert yanıyor.
Prof. Dr. Bayram Murat Asma, artık kayısının sembol isimlerinden biri ve hayatını bu konulara adadı.
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek, yıllarını bu işe verdi.
Ama daha tek sese, daha çok katkıya ve tam bir takım oyununa ihtiyacımız var.
