Anlı şanlı bir şehir...

Varsın Malatya duygusallığı ile yazmış desinler...

Metrekareye düşen ünlü, bürokrat, bilim insanı, siyasi, sanatçı, kültür elçisi, iş insanı vesaire vesaire… Her alanın en iyisi…  Bakın bakalım yakın, uzak coğrafyanızda böyle bir şehir var mı? Yoktu.

“Kim var?” dendiğinde önce “Ben varım!” diyen insanlar vardı.

Ama fedakârlık için vermek üzerine atadan, dededen böyle görmüş karakterli adam gibi adamlar, insanlardı elini kaldıranlar.

Bulundukları her alanda parmakla gösterilen saygın, bilgili, lider kimliği ile ilk anda dikkat çeken...

Şahsiyetleri, sohbetleri, oturup kalkmaları, tavsiyeleri, öğütleri, sınavları, ödülleri ve cezaları ile unutamadıklarımız...

Malatyalı buydu.

Sonra başka bir yere evrildik.

Hani yakın bir zamanda kaybettiğimiz Meclis Başkan Vekili Sırrı Süreyya Önder bir defasında Bakanlar Kurulu’na dönüp dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e demişti ya " Sizin varlığınız bütün insanlarımız için umut ışığıdır. İnsanlar diyor ki İdris Naim Şahin İçişleri Bakanı olabiliyorsa herkes bir şey olabilir..."

Meclis tutanaklarında kayıtlı bu konuşma gerçekten oldu.

Malatya'da da falan kişi şu olabiliyorsa ben niye olmayayım?

İşte, o saatte kaybettik o parmakla gösterilen Malatya seçilmiş, atanmış her ne ise özel kimliğini...

Bir masa etrafında Malatya meselelerini konuşma kültüründen aciz, bulunduğu yeri sindirememiş onlarcası koltukları pay etti.

Rahmetli Malatya Milletvekili Namık Hakan Durhan bir canlı TV programında şunu söylüyordu: "Yeşilyurtluyum, Mesut hocam (Prof. Dr. Mesut Parlak) siyasi fikrimiz farklı olmakla beraber siyasete girse şoförü olurum. Ama bu insanlar kirlenmiş bu alana adımlarını bile atmıyorlar."

Şu cümleyi egosu olmayan, nefsini geride bırakmış, öz eleştirisini yapmış biri söyler ancak.

Söyleyebilecek tek kişi var mı şu an?

Kin, kapris, hırs, ego... Her yerde...

Müsait bir yerde inecek birini görebiliyor musunuz?

Pazara kadar değil inadına mezara kadar Allah ne verdiyse...

Başa bir iş geldi yine; kayısıyı değil sadece cepleri, eli kolu buz tuttu Malatyalının.

12 Nisan sabahı haberi alan bağa bahçeye dağıldı, vatandaşın yanında olmaksa Allah razı olsun.

Ama bir göz kamerada. İl başkanı ile vekiller bile aynı bahçeye gitmedi.

Dağıldık yine, aynı kareden eser yok.

Tek ses olup bir Ankara çıkarması üç dört günlük bir işti eskiden...

Şimdi selamlaşamayanlar aynı şehirde bir masanın etrafında da toplanamıyor.

Umutlandık, aynı mesele Malatya'nın can ağrısı tek hedef diye fakat bir araya gelme kültürü bırakmayınca geride bölük pörçük tablo malum.

Babadan kalsa evladının “Az çekil!” kenara diyeceği yerde baba malından daha hor kullandık makam, mevki, koltuk; her neyse onlarca yıldır.

Son dönem kin öfke, kapris, ego ne varsa ortalığa saçılırken bir de kim kimden önce basın bülteni gönderiyor yarışmasına döndük.

Siyasi karşılık, sosyal karşılık, ekonomik karşılık ama tabanda mesele kamuoyu duyarlılığı gibi gösteriliyor.

Herkes bekliyor, daha bu gariban vatandaştan bekliyor. Bir şey dedi ya da yaptı ya...

Cemil Meriç'in müthiş bir sözü geldi aklıma, tam sırası: "Karşılık bekleyerek iyilik yapmak tefeciliktir."

Yapmayın, etmeyin desen ne fayda!

Yazık oluyor beyler, bayanlar!