Aslında “Ben Bir Recai Kutan Tanıdım” diye düşünmüştüm yazımızın başlığını ama sonra da “Recai Kutan Olmak” çok daha başka geldi.
İnsan, doğduğu anda kum saati ters çevriliyor. Ona biçilmiş zaman nerede noktalanacaksa o ana kadar devam eden bir sürece de ömür deniyor.
8-10 yaşlarında yaşı 50'yi, 60'ı bulmuş büyüklerimizi görünce “Ne kadar yaşlılar? Ne kadar büyükler?” derdik. Şimdilerde yaş, o yaşları buldu. Çok kullanılan ifade ile göz açıp kapayana kadar geçmiş yine de ufak tefek hatıraların kaldığı bir zaman dilimi olarak görülüyor.
Merhum Recai Kutan büyüğümüzü 7 Ekim’de kaybettik. Şehrimizin yetiştirdiği gerçekten çok özel bir değer ile yaş olarak aramda 39 yıl var.
İstedim ki karşılaşmalarımız, bazı sohbetlerimiz, televizyon programlarında gerçekleşen söyleşilerimizden ortak bir değer olarak sağcı, solcu, liberal, muhafazakâr hepsinin üzerinde uzlaştığı iyi insan, işinin ehli insan, ayırmayan, yozlaştırmayan, hemşehri meselesi olduğunda bir Malatyalı olarak kendini hep öne çıkartmayı ve ne gerekiyorsa yapma konusunda azimli, kararlı, üzerinde uzlaşılmış güzel insan Recai Kutan'a yönelik birkaç satır yazayım.
Öncelikle, ekonomik olarak sıradan ama çok iyi bilinen bir aileden geliyor. Kardeş, ana, baba bağlantıları çok sağlam; ilişkileri çok candan ve sevgi dolu. Tüm ailenin ortak özelliği; hani küçükleri dahi ağır, az ama öz konuşan… Malatya ve Malatyalıya bağlılıkları da çok yüksek. Eğitiminin önemli bir bölümü Malatya'da geçiyor, sonrasında o dönemin tartışmasız en önemli üniversitesi İstanbul Teknik Üniversitesinde inşaat mühendisliği eğitimi alıyor. Merhum Cumhurbaşkanı, hemşehrimiz Turgut Özal da aynı dönemde İstanbul Teknik Üniversitesinde. İstanbul Teknik Üniversitesinin yetiştirdiği, mezun ettiği isimler daha sonra ülke yönetiminde çok önemli roller üstlendi. Merhum Süleyman Demirel, yine bu isimlerden biri.
Bu aynı okuldan mezun olma ve yeterlilik, ilerleyen yıllarda iki Malatyalı için siyasi birliktelik teklifini getirecek. Turgut Özal, Recai Kutan'a birlikte siyaset yapma teklifinde bulunacak ancak merhum Recai Kutan, teşekkür edecek ve millî görüş çatısında siyasete devam edecektir.
Mezuniyet sonrası devletin bu yetişmiş isimlere çok ihtiyacı var. Hemen memuriyet hayatı başlıyor.
Rahmetli Recai Kutan'ın hayatında DSİ’nin çok büyük bir yeri var. DSİ’de memuriyet başlıyor ama çok önemli projelerin sorumluluğu da verilmeye başlanıyor. Şantiyelerden şube müdür yardımcılığı ve şube müdürlüğüne, ardından Diyarbakır'da bölge müdürü yardımcılığına, Diyarbakır bölge müdürlüğüne ve DSİ genel müdürlüğüne kadar yükselen bir süreç…
Sohbetler sırasında o kadar çok baraj, su, enerji, yağış ve buna bağlı tarım konularında matematiksel bilgi sunardı ki bu bilgilerin hâlâ dağarcığında olduğunu bire bir görürdük.
Birkaç kez televizyon programında kendisini konuk etme şansım olmuştu. Gerek basın toplantılarında gerek buluşmalarımızda gerekse televizyon programlarında hep soru soran, doğal olarak biz oluyoruz. "Sayın Gökçe, hep siz bize soru soruyorsunuz; bir soru da ben size sorabilir miyim?" deyince biraz da şaşırdım, “Ne demek efendim, buyrun!” sözleri çıktı ağzımdan. Soru şu idi: "Türkiye'nin metrekareye en az yağış alan yeri neresidir?" Mevzu Türkiye olunca benim aklıma Şanlıurfa, Harran Ovası falan geldi. Bu da dilimden çıktı. Aklıma kurak iklim özellikleri, özellikle Atatürk Barajı'nın yapılma gereksinimi, bundan dolayı Şanlıurfa ve Harran bölgesi geldi deyince şaşırdığımız asıl cevabı patlattı kıymetli büyüğümüz Recai Kutan: "Türkiye'nin metrekareye en az yağış alan bölgesi, Malatya’nın Yazıhan Ovası’dır." dedi. Daha sonra defalarca bu bilgiyi kullandığımızı hatırlıyorum ama kaynağı merhum hemşerimiz Recai Kutan’dı.
Hem bir ahde vefa hem de merhum Recai Kutan'ın kendi bilgileri ile Türkiye'nin metrekareye en az yağış alan bölgesini su ile buluşturan, Yazıhan Ovası’nı bir tarım havzası hâline getiren Boztepe Barajı ismi Recai Kutan barajı olarak değiştirilmişti. Buna ne kadar değer verdiğini görmek zor değildi.
Toplumun bütün kesimlerinde güvenilen, sevilen, ayrıştırmayan, kıymetli bir hemşehri ve şehrin bir abisi olarak bilinmek herhalde bırakılmış en büyük mirastır.
Son dönem siyasetinde geçtiğimiz yazılarımızda da bunlara hep değindik. Toplumun siyasetçiye olan güveni meselesi çok tartışılıyor. Şehrin, ülkenin daha önce siyaset arenasında büyük işler yapmış çok değerli birtakım isimleri siyasetten çekildi. Ailece çekilmeler oldu. Bunu bire bir Malatya da yaşıyor. Kısır çekişmeler, siyaseten çelme takmalar, arka mahalleden çamur atmalar, ön mahallede tutmalar… Her şeyden öncesi kendine güveni olmayan, sırtını vatandaşa vermemiş siyasinin “benim parmak izim olmayan hiçbir şey olmayacak” bencilliği ve bu arada kaybettiğimiz, kendisine de güvenen, bilgisine de güvenen, beyefendiliğiyle, kişiliği ile tam bir örnek isim Recai Kutan. Aradaki farkı görememek mümkün değil.
Saadet Partisi'nin kurucu genel başkanıydı. O dönem basın mensubu arkadaşlarla birlikte bir Ankara ziyaretimiz oldu. Hiç unutmuyorum, Niyazi Doğan arkadaşımla birlikte randevu talep ettik; çok mutlu oldu ve “Yarın öğle yemeğine, sonrasında da röportaja sizleri bekliyorum.” dedi merhum Kutan.
Ankara Balgat'ta, Saadet Partisi'nin genel merkezinde, alt katlarda u şeklinde hazırlanmış 30-40 kişinin yemek yiyebileceği, oturabileceği bir düzen oluşturulmuş. Sayın Genel Başkan, hemşehrimiz merhum Recai Kutan ile aşağıya indiğimizde rahmetli Erbakan Hoca’nın başbakanlığı dönemi hükümetteki bakanların en az üçte biri oradaydı. Tavuk menülü mütevazı bir yemekti. Çok önemli şeyler konuşuldu, hatıralar ifade edildi. Sonra yukarı çıktık tekrar, Malatya'yı konuştuk çok yoğun yoğun. Konuşma sırasında bir soru sorduk: “Malatya milletvekilleri arasında bir abi olarak sizi sevmeyen yoktur herhâlde ama yani bir danışmak adına, Malatya sohbeti deneyimlerinizden faydalanmak adına sizi arıyorlar mı, soruyorlar mı?”
Hiç düşünmeden merhum Kutan’ın cevabı çok netti: "Çok arzu ederim ama böyle bir gereksinim duymadılar. Beni arayıp soran, bir araya gelelim diyen, ziyarete gelmek isteyen olmadı." dedi ve ekledi: "Yani gerek Tayyip Bey gerek partinin diğer üst düzey yöneticileri, bize abi diye hitap ederler, hürmette kusur etmezler; sağ olsunlar bizim de onlara memleket meselelerinde, tıkanılmış meselelere çok katkımız olabilir ama Malatya milletvekillerimizin böyle bir teması olmadı."
Bu, bizim milletvekilleri için sıradan bir şeydi ama yani Recai Kutan gibi bir şehir büyüğü Ankara'da, Balgat'ta millî görüşü temsil eden siyasi partinin genel başkanı iken bu ifadelerinden içimiz acımıştı. Bu, Recai Kutan'a bir şey katmaz; Malatya'ya çok şey kaybettirir.
O dönemin vekillerinden bazıları, merhum Kutan vefat ettiğinde düzenlenen cenaze törenine bir aile büyüğümüzün vefatı olarak gitmişlerdir şüphesiz de Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu olmasını da görünürlük anlamında katkısı vardır elbet ne yazık ki...
Örnek, Hekimhan'da bir içme suyu problemi var; su alt kodda yukarıya pompayla basılıyor Yücekaya bölgesine, oradan evlere dağılımı yapılıyor. Aylık inanılmaz yüksek elektrik faturaları belediyeyi buluyor. Bir dönem hatırlanabilirse elektrik borçlarından dolayı belediye binasının değil de belediye başkanının makam odasının elektriği kesilirdi. Bu, defalarca uygulanmış. Yama Dağı bölgesinden bir su kaynağı getirilmesi durumu var, aslında buna da Arguvan bölgesinde hemşerilerimiz biraz isyan ediyorlar, “Bu su bizim, buna ihtiyacımız var.” diye. Mesele bir noktaya geldi, bakın kim yardımı kimden istedi ve bu durumu nasıl hâlletti? Dönemin Hekimhan Belediye Başkanı Sait Özoğlu, yine Hekimhanlı hemşehrisi Saadet Partisi Malatya İl Başkanı Mehmet Asiltürk ile konuşuyor. Rahmetli Recai Kutan’dan randevu talep ediyorlar, derhal kabul ediliyor; beraber Ankara'ya gidiyorlar. Rahmetli Kutan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile bir araya geliyor; konu hâllediliyor ve sonrasında Hekimhan bu suyla buluşuyor. Partiler üstü davranıp şehir ya da bölge menfaatini gözetirseniz sorun çözülüyor. Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı, Saadet Partili hemşehrisi ile Saadet Partisi'nin Genel Başkanı, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bir diğer hemşehrisi Recai Kutan'a gidiyor ve sorun hâllediliyor.
Merhum Cumhurbaşkanı, hemşehrimiz Turgut Özal döneminin Ana Vatan Partisi’nde bakalım genel müdür, daire başkanı o kadar doymuşluğumuz var ki sonrasında bir boşluğa düştüğümüzde Refah Partisi koalisyonunu Erbakan Hoca hükümetinde 90'lı yıllar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı seçilen Malatya Milletvekili Recai Kutan, nefes aldırmıştı bize.
Numan Kurtulmuş, Saadet Partisi’nin genel başkanı… Bir ortak televizyon programımız var, bir otelin terasında yapıyoruz programı. Program bitmiş, aşağıya doğru iniyoruz; lobide, tam karşımızda rahmetli Recai Kutan ile beraberindeki Saadet Partili bir heyeti gördük. Bizi görür görmez ayağa kalkınca o büyük nezaketiyle yanındaki arkadaşıma bize yaklaşmasına ya da yorulmasına müsaade etmeden biz koşalım dediğimizi hatırlıyorum. Orada biraz da gözleri yaşlı… Sonrasında Saadet Partililer şunu anlatmıştı, Erbakan Hoca da ayağa kalkmakta zorlandığı dönemlerde genel başkan seçilen Recai Kutan’ı ayakta karşılamak için “Beni doğrultun!” dermiş. Bunlar büyük geleneklerin, nezaketin, inceliğin ürünleri. Bu kültürle büyüyen, bunu yaşatan bir isim olarak Recai Kutan; siyasetin tertemiz bir yüzü.
Malatya'daki abi, kardeş, yeğen… Hakikaten onlardan da hep aynı saygınlığı gördüğümüzü ifade edebilirim. Hep ağır, toplum içerisinde nezaket sahibi ve özel bir aileydi Kutan ailesi.
Beni çok mutlu eden, ufak da olsa payımız olduğu için ayrıca yüreğimi okşayan konulardan birini de ifade etmek isterim. Gazeteci arkadaşım Bülent Yalvaç ile birlikte Malatya meselelerinde aklımıza gelen çözüm odaklı ya da şehre yakışan sosyal kurullarda dokunuşlar yapmayı çok isteriz hep. Bu noktada şehrin sembolü Kernek ismini de ifade ederek geleneksel Kernek Onur Ödülü oluşturmayı, ülkeye ve şehrin marka değerine katkı sunan değerli hemşerilerimizi yaşarken onore etmeyi düşündük. Bu hususta sağ olsun kıymetli araştırmacı yazar Nezir Kızılkaya da önemli katkı verdi. Yıllara sarih başladı ve çok güzel devam etti, hâlâ devam ettiriliyor. Recai Kutan, hayattayken -ki çok da rahatsızdı- ödül konusunu dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Selahattin Gürkan’a ilettiğimizde çok mutlu olmuştu. Rahmetli Kutan Malatya'ya gelerek sahnede, hemşehrilerinin önünde bu ödülü alamayacak durumdaydı. Bunun üzerine ilgili plaket yaptırıldı ve Malatya Milletvekili Bülent Tüfekçi ile dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan Ankara'da, ofisinde merhum Kutan’a ödülünü takdim ettiler.
Kernek Onur Ödülü’nü aldıktan sonraki ifadelerini bire bir buradan aktarayım merhum Kutan’ın: "Efendim, çok çok teşekkür ediyorum. Yani hakikaten Malatyalıların herkes tarafından yakından bildiği hemşehrilik duygusu, vefa, sadakat bütün o duyguların bir eseri olarak bana takdim edilen bu plaketi benim için büyük bir onur ve şeref olarak kabul ediyorum. Tüm Malatyalı hemşerilerime de en içten duygularımla sevgilerimi arz ediyorum."
Recai Kutan olmak; sevilmek, sevmek, saygı duymak ve duyulmak, bütün farklı görüş ve düşünceleri o saygın kişiliğinde eritebilmek, ortak görüşle şehrin saygın ağabeyi olabilmek ne güzel, ne mutluluk verici. Mekânı cennet olsun inşallah...
Bugünkü ilgili, yetkili siyasi ya da STK temsilcilerine ne kadar ilham kaynağı olabiliyor acaba?
Bu birleştirici ruh nerede, nasıl karşımıza çıkar yeniden?
Bu şehrin mayasında, damarlarında var olan niye bu kadar uzaklaştı ki bizden?

