Doğu Anadolu'nun batı ucunda, tam bir kavşak noktasında; kuzey-güney, batı-doğu tüm güzergâhların kesiştiği bir coğrafyada öyle bir şehrin çocuklarıyız.

Tartışması veya düşünülürlüğü uzun yıllar öncesine dayanan bu şehrin insanlarındaki öz güven, cesaret, bilimsel ve siyasi her alandaki uç noktada başarılı insanlar yetiştirebilme kabiliyeti nereden geliyor, neye dayanıyor sorusu; göğüs kabartmalar, böbürlenmeler…

Meseleyi getirip kayısı beyin ilişkisi üzerinden esprilere yormalar...

Klasik olacak belki ama buraya kilitlenmek değil amacım. Yani iki Cumhurbaşkanı, iki başbakan, onlarca bakan, bürokrat, siyasi parti genel başkanı, büyük büyük bilim insanları, Osmanlı döneminin paşa şehirleri arasında yer almalar…

Kendini Beylerderesi’nin öte yüzünde de en iyi şekilde ifade edebilen yüzlerce, binlerce örnek; sanayici, iş adamı...

1973 seçimlerinde komşu il milletvekili kıymetli bir büyüğümüz ile Ankara'da karşılaştığımızda milletvekilleri kayıtlarını yaptırmış, artık yemin törenine sıra gelmişti; şunu söylemişti: "Malatya bu defa kimleri gönderdi diye merak ediyorduk..."

Merak edilen; temsil ettiği nüfus yoğunluğunun üstünde iz bırakan, kendini ifade edebilme kabiliyeti çok üst seviyede insanların şehri Malatya...

Rahmetli hemşehrimiz, Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın genel başkanı olduğu Anavatan Partisi’nin tek başına iktidar olduğu yıllarda Malatya'dan yolu geçmiş daire müdürü, bürokrat; "Ben Malatyalıyım." der, sonra anlaşılınca mesele, "Sayılırım..." diye eklerdi.

Öylesine şanlı, şöhretli maziye sahip bir şehrin bugün “Nasıl bu hâle geldik?” dedirten sıradan, bayağı hatta altında boşluklarla dolu temsil edenleriyle gördüğümüz günden geriye kalmış, anlayacağınız bir ah tutmuş şehir hâlindeyiz.

Deprem ile büyük yaralar aldık. Bir şarkıda dendiği gibi kayıp bir şehrin eskicisi konumundayız. Hatıralar ayakta durmamıza yetmiyor. Belli yaşın üzerindeki insanlar, büyüklerimiz çok daha büyük acılar içinde.

Bütün bunların içerisinde sıradan kalabilmek; kendi siyasi, ekonomik, sosyal ikbalinin derdinde olabilmek bu şehre tam bir ihanet.

Ayrı ayrı yönlere çekmek, kendi derdine düşmek siyaseten bu şehrin son döneminin en kronik hastalığı. 2009 yerel seçimlerinde bir fotoğraf karesi anlattılar o günlerde bize. Cemil Çiçek abiliğinde Yozgat Ak Parti ekibi Ankara'da bir mekânda toplanıyor ve yemek yiyorlar. O masadan birkaç saat içerisinde ortak ve bir temele dayalı plana, projeksiyona dayalı belediye başkanları aday ismi belirleniyor ve genel merkez aynen onaylıyor.

Genel merkezler de aynı dili konuşan, karar alabilen, ayağı yere basan siyasi ekiplere karşı koyamaz.

O günlerde Malatya'da neler yaşandığını, sözde anketleri kamuoyuna rağmen olanları anlatmaya gerek yok.

Geçtiğimiz günlerde Ankara'da genişletilmiş il başkanları toplantısı vardı. Sayın Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm televizyonların da aktardığı önemli mesajlar vererek bir hitapta bulunuyor. Hazır buraya kadar gidilmişken ilgili şehir ekiplerinin hemen tamamı, bazı bakanlıklara ziyaretlerde bulunuyorlar. Birkaç Bakan ziyaretini, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sami Er tek başına yaptı. Birkaçında il başkanı, bazı milletvekilleri… Ama tam kadro görülebilecek ve bir konu üzerinde baskı unsuru bir şehir millî takımı yok.

O arada Gaziantep'ten bir fotoğraf geldi. Gaziantep'in milletvekili kadrosunda eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül var. Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin -ki gelinimiz olur zaten- eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı. Hazine Bakanı Mehmet Şimşek ziyaretinde nasıl aynı telden dem vurduklarını gözlerinin içinden anlıyorsunuz.

Sosyal medya üzerinden paylaşılan fotoğrafın altında Gazianteplilerin yorumlarına baktım, “Sayın Bakan’ın, başkanım; şu son projeyi planlamayı da inşallah anlatmışsınızdır. Başarılarınızın devamını diliyoruz.” gibi laflar… Antepli de farkında; gidenler, boş dönmüyor.

Aynı dili konuşmayıp tartışan, bölüp parçalayan, benim dediğim olacak deyip özgül ağırlıklarının ne olduğunun farkında bile olmayanlarsa sadece kafa karıştırıyor.

Gaziantep'in önümüzdeki bir yıl içerisinde iki büyük atraksiyonu tamamlanacak.

  1. Yıllardır üzerinde çalıştıkları, değişen kim olursa olsun takımın bir parçası hâlinde aynı ufka koşan Antep ekibinin en büyük projelerinden biri; Gaziantep-İskenderun tüneli tamamlanacak ve şehir tıpkı Manisa gibi bir liman şehri olacak. Gaziantep ile İskenderun limanı arası bir buçuk saate inecek. Kaldı ki Gaziantep, zaten bir sanayi şehri. Onlar, şimdi Kayseri düşünsün, diyor.

 

  1. Şanlıurfa-Gaziantep-Adana-Mersin otobanı vardı, şimdi bu otoban Pozantı üzerinden Niğde ile Ankara'ya bağlandı. Mersin-Antalya bağlantısı ile kara yollarında işi bitiriyorlar.  Ama yetmez, şimdi Gaziantep-Adana-Mersin hızlı treni inşaat aşamasında. İnşaatı alan firma, Malatyalı iş insanı Erman Ilıcak in yönetim kurulu başkanı olduğu Rönesans Holding. Koordinasyon, TCDD Adana 10. Bölge Müdürlüğünde ve bölge müdürü Akçadağlı hemşehrimiz Ali Seydi Felek. Adana-Mersin-Karaman üzerinden Ankara, İstanbul ile hızlı tren ağına da kavuşmuş olacaklar.

Uzun yıllardır milletvekili görüyoruz. Bizim milletvekillerinden hiçbirinin zaten biri bir şey söylese öbürü tam tersini söyler de Malatya'da bir yeşil tabela görmek istiyoruz, bir gün bu kavşak noktası Narlı’dan otoban ile birleşmeli diyeni duymuş muyduk?

Onlarca yıl milletvekilliği yapıp köşesine çekilenler bize hızlı tren masalları anlattı. Şimdi bize Sivas'a kadar gelen hızlı trene banliyö treni ile bağlantı yapmak düştü.

Şehrin hedefi yok. Şehrin bir lobisinin olması gerekiyor. Birbirine çelme takmaktan “Ben mi sen mi?” sorusunun cevabını bulamamaktan bir şeye yönelemiyoruz, uzanamıyoruz, tutamıyoruz…

Ankara'da Türkiye'nin farklı farklı şehirlerinde Malatya aşkıyla yanıp tutuşan bürokratlarımız var. Sayıları bu şehrin mazisine yakışır değil ama var. Mümkünse vekillerinden uzak kaçmaya çalışıyorlar. Korunamadıklarını ve koruyamayacaklarını düşünüyorlar.

Sahi ne oldu bizim rektör atama meselesi? Aynı dilden konuşmayınca, herkes farklı telden çalınca yine kendilerine şu mu söylendi acaba: "Takdir bizde..."

Bir araya gelip İnönü Üniversitesi rektör ismi üzerinde anlaşıp öncesinde kamuoyunun nabzını alıp bir isim bildirmekten uzaksınız.

Kamuoyunun ifade edebileceği bir ismin ileride size siyasi bir rakip olabileceği korkusu, aynaya bakıp “Hakikaten ben kimim?” demek korkunuzu yeniyor.

Yoksa bilimsel, sosyal, kültürel, sportif, sanatsal her türlü katkıyı sunabilecek başarılı bir İnönü Üniversitesi rektörü sizin için onca sıradanlığınızın içinde istenmeme durumuyla mı karşı karşıya?

Olabilse şu an devreye girmesi gereken ve bütün milletvekillerini, siyaset unsurlarını eliyle kenara çekip gereğini yapabilecek güçlü bir Malatya lobisi midir?

Ah keşkeleri duyar gibiyiz.

Bu lobinin mimarı; mevcut sıradanlaşmış düşük siyasetin uzağında kalmış, üçkağıt bilmez, onurlu, dürüst, yüzsüzlüğü ar bilen, aslında kamuoyunun da malumu bu onlarca, yüzlerce tanıdık, bilindik yüz gerçek Malatya çocuğudur.

Ez cümle... Rahmetli Malatya Milletvekili Namık Hakan Durhan, bir televizyon programı sırasında adı geçince İstanbul Üniversitesi eski rektörü, kıymetli hemşehrimiz Prof. Dr. Mesut Parlak ile ilgili şunları söylemişti: "Siyaset ve dünya görüşü olarak farklıyız. Ama Mesut Hoca siyasete girse ben şoförlüğünü yaparım. Ama girmez çünkü siyaset kirli oyunların döndüğü bir saha..."