MALATYA’NIN DEPREMLE İMTİHANI

Rıfat GÖKÇE

19-08-2024 17:20

Malatya'nın depremle imtihanı, aslında 24 Ocak 2020 Elazığ Sivrice depremi ile başlamıştı. O günden itibaren ağır ve yıkılan, orta hasarlı ve az hasarlı gibi deyimler ile yakından tanıştık.

Kimsenin çok üzerinde durmadığı bir konu belki ama az hasarlı neye göre az hasarlıydı? Orta hasarlılarla ilgili bugün alınan teknik statik bir takım önlemler ve kriterler neden geçerli değildi?

6 Şubat 2023 depremleri, tam bir facia olarak yüzyılın afeti şeklinde bizi buldu. Yaşananları tekrar anlatmaya gerçekten gücümüz bile yok. Resmi kayıtlara göre Malatya'da ikamet eden 230 bin üzerinde insanımız zorunlu bir göçe mecbur oldu.

Kalanlar, göçenler hep beraber bir imtihanı yaşıyorduk; hâlâ yaşıyoruz. Dönemin valisi Hulusi Şahin dahil mevcut valimizle beraber 18 ayı doldurduğumuz, bir buçuk yılı geride bıraktığımız şu günlerde toplam 3 vali değişikliği yaşadık. Ortalama 6 aya bir vali düşüyor. Halen Antalya Valisi olan deprem döneminin Malatya Valisi Hulusi Şahin, Malatya halkının deprem sonrası yaşadığı o vakur dolu bakışı, "Çektiğimiz emek sonuna kadar analarının ak sütü gibi helal olsun!"  şekli ile yorumluyordu.

Sonra şehirde bir şeyler belirginleşmeye, birtakım noktalar, planlamalar gerek bakanlık gerek valilik gerek büyükşehir belediye başkanları ve ilgililerle oluşturulmaya başlandı. Denilebilir ki özellikle kuyumcu esnafının Cumhuriyet Çarşısı Akpınar Kavşağı bölgesinden tavizsiz tutumu işi zorlamaya başlamıştı. Kongre Kültür Merkezi'nde gerçekleşen esnaf STK temsilcileri ile yapılan bir toplantı sonrası kendilerine yıkılmış Sağlık İl Müdürlüğü bölgesi teklif edilen kuyumcular esnafının olumsuz bakışı sonrası Hulusi Şahin için Malatya'dan kopma noktası anlamına gelebilir.

Kültür ve Turizm Bakanı, Malatya'nın koordinatör bakanı turizm cenneti ve turizmin başkenti Antalya Valisi’ni buraya gönderip mevcut Malatya Valisi Hulusi Şahin Antalya'yı aldırılmasının önünü açarak yeni bir döneme imza atılmıştı.

Bu arada Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum değişmiş, Özhaseki ile bakanlıkta da yeni bir dönem başlamıştı.

Vali Yazıcı ile ilgili iki toplantı hatırlıyorum. İl Koordinasyon Kurulu toplantısı sırasında bazı ilçe belediye başkanları ve kimi STK başkanlarını toplantıya geç gelmekle suçlamış, toplantı katılımcılarının önünde polemikler oluşmuştu. Artık aralar soğuk, koordine edilmesi zor bir dönem başlıyordu.

Bir diğer toplantı...

Köylerden vatandaşlar gelmiş; ağır hasarlı, yıkılmak durumunda olan evleri ile ilgili tam kayısı ilaçlama dönemi başlayacak ki arkası kayısı hasadı islimlendirme, patik serme hiç bitmeyecek, eylül ayına kadar uzayacak bir tarım dönemi… Kalacak yerlerinin olmadığını, konteyner taleplerini iletmişlerdi. Vali Yazıcı, “Konteyner gelmeden evler yıkılmayacak.” demişti. Ama çoğu kerpiç yapılar, o köylerde bir gün içerisinde onlarca bina yerle bir oldu; bir tek konteyner gelmedi. 2. tarım dönemine de boş araziler üzerinde çadır altında girmiş ya da borçlanıp alınan, konteyner edinmeye çalışan vatandaşlar perişan olmuştu.

Bu durum hâlâ devam ediyor.

En son Kışla Caddesi esnafı ile olan polemik başını yakmış olsa da Vali Yazıcı ile ilgili iyi şeyler hatırlamayacağız.

İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı olarak gösterilen Murat Kurum, son dönem yeniden bakanlığa getirilirken yeniden o günlerin bir hafızasıyla geçtiğimiz günlerde bir Malatya ziyareti yaptı. Anlatılan o ki durumu iç açıcı görmeyen Murat Kurum, aynı zamanda vali Yazıcı'nın da biletini kesti.

Esnafın Malatya ile Malatya'nın esnafla imtihanı...

O büyük faciada dükkânı, mağazası yıkılanlar; içeriden tek bir parça ürününü alamayanlar; şahsi ve kurumsal bir sigorta yaptırmadılarsa yardım alamayanlar... Esnaf, sadece “mücbir sebep” adı altında vergi ödemelerinin, prim ödemelerinin ertelenmesi ve ötelenmesi güzelliğini yaşayabildi.

Bugünlerde ağustos ayı sonunda bitecek mücbir sebep uzatılabilir mi, onun mücadelesi veriliyor.

Öte yandan vatandaşın da esnafla bir imtihanı söz konusu oldu. Fahiş fiyat konusu, bu şehirde en çok konuşulan meselelerden biri hâline geldi. Deprem görmüş, afet geçirmiş bir şehrin insanı; inanılmaz yüksek fiyatlar ile bir cenderenin altına girdi. Bu hâlâ devam ediyor. Bazen -malum depremden çıkmış bir esnaf olarak gördüğümüzden- konteynerdeki esnaflardan alışveriş yapmaya çalışıyoruz. Karşımıza öyle ilginç fiyatlar çıkıyor ki neyin acısı kimden ve nasıl çıkartılıyor, bunu düşünmeden edemiyorsunuz.

Vatandaşta yoğun bir şikâyet söz konusu.

Tam bu arada Atatürk/Kışla Caddesi'nde esnaflar doğal gazlarının ve elektriklerinin kesildiği, bulundukları yerlerden çıkarılmak istendikleri ifadeleriyle istifa sesleri ile caddeyi kapatıyorlar. Bu yöntemin yanında olmak mümkün değil. Ancak bir ada olarak düşünürseniz Kışla Caddesi'nden yukarı doğru Sivas Caddesi'nden Beş Konaklar’a dönüş, Fuzuli Caddesi, Saray Mahallesi… Bu bölge 4,5 milyar TL'ye ihale edilmiş, ortalama 18 ay gibi bir süre yıkım sonrası verilmiş, “Siz oradan çıkmazsanız bu işler yapılamayacak!” da denmiş. Vatandaş yorumlarına baktım. Esnafla ilgili kafasında oluşan fahiş fiyat meselesi ve bir an önce deprem gölgesinden kurtulma işi bir araya gelip onlar da Kışla Caddesi esnafına "Daha nereye kadar bekleyeceksiniz?" demeye başlamışlardı.

İletişim, ilişki kopmuştu anlaşılan.

Ev sahibi ve kira meselesine girersek o başlı başına bir yazı bir konusu... Deprem öncesi ortalama 5000 lira olan kiraların 25 bin liraya hem de kamu kararıyla %25'ten fazla zam yapamazsınız denilmesine rağmen çıkması anlatılabilir bir iş değildi. Türkiye İstatistik Kurumunun son açıklamaları ile ve Temmuz 2025’de kalkan %25 kira artış tavanı sonrası muhtemel artışların en fazla %65'e kadar yapılabilecek olması, kira zammı yapacak kiracı ve ev sahiplerinin ağustos ayından itibaren neler yaşayabileceğini ve hangi fiyatları görüp okuyabileceğimizi akıl sağlığımız açısından imkânsız hâle dönüştürüyor.

Şimdi, şu kuyumcu esnafı ve çarşı inşası meselesine de bir değinelim.

Dergimizin temmuz sayısında bir fotoğraf yayımlandı. Kışla Caddesi'nden aşağı doğru inerken karşıda bir silüet… Orada bulunan Söğütlü Cami apaçık ortadayken emekliler parkına kaydırılıyor. Hâlbuki Cemal Akın dönemi bölgedeki banka ve marketler yıkılıp ortadan kaldırılırken buranın da kent meydanına katılmasının önemi üzerinde vurgular yapılıyor. Söğütlü Cami belirtilen nefes alma alanına kaydırılırken yeni fotoğrafta karşımızda koca bir beton yapı... Buranın kuyumcu esnafının öteden beri istediği Hulusi Şahin döneminde salon toplantısının tartışması hâline dönüşen ve neticede esnafın galibiyeti ile neticelendirilen bölge olduğu ifade ediliyor.

Şimdi tam burada şunu söyleyelim: AK Parti'de bir milletvekili, il yönetimi ile de görüşerek henüz bodrum ve 1 katı çıkmış bu yapının yıkılması, burada kuyumcu esnafının başından beri istediği o projenin başka bir yere kaydırılması için kısmi bir harekete geçti. Hemen 3-5 gün sonrası Malatya'ya ilgili Bakan gelecekti. Ona da gerekenler söylenecekti. Bu hareket üzerinden bazı sivil toplum örgütleri ile de görüşme sağlandı. Vatandaşın da bu konudaki düşüncesinin bazı partililerle aynı olduğu, karşılıklı bir uzlaşma yaşandığının bir Malatya kamuoyu bakışı olarak ortaya konulması istendi. Nasıl olduysa AK Parti ve siyaset destekli bu girişim bile mevcut silüet ve fotoğrafı oradan uzaklaştıramadı.

Şu yapı ve bu psikoloji ile genel olarak esnafın ancak özel olarak kuyumcu esnafının Malatya kamuoyunda istedikleri, arzu ettikleri üzerine bir destek alabilmeleri artık çok zor görülüyor.

Bazı olayları anlatmaya çalıştım. Buradan şu çıkıyor: Yarın öbür gün herhangi bir meselede toplu bir Malatya kamuoyu göndermesi ya da arkasında durma, yekvücut olabilme imkânımız mümkünsüz gibi.

Hâlbuki bu şehrin inisiyatif koyma ve kendi ileriye dönük yaşamını kendi elleriyle oluşturma anlamında olmazsa olmazdı.

Belki beğenmediğimiz ama çocukluğumuzun, gençliğimizin, orta yaşlılığımızın tüm olumlu olumsuz hatıralarına şahit o şehrin duvarları üzerimize yıkıldı.

Beton demir buluşur bir bina görürüz. Ama o bize benzer mi ya da biz zamanla ona benzemek zorunda mı kalırız, inisiyatif koyma bu kadar değerliydi.

Şehir oluşabilir ama ruh üzerine giydirilebilir mi, ana soru işte bu.

Son olarak bir şeye daha değinmek isterim.

Malatya Büyükşehir Belediyesi, bu yıl birkaç konserle ve etkinlikle de olsa Kayısı Festivali düzenleme kararı aldı. Bakıyorsunuz bir açıklama geliyor, biz bunun yanında değiliz.

Hatay'da 40 bin kişi, on binlerce yaşamını yitirmiş hemşehrisi ve insanına futbol tribünlerini dolduruyor.

Depremin merkez üssü Kahramanmaraş, etkinliklerine ara vermeden devam ediyor.

Bu etkinlikler, bir an önce yükselmesini beklediğimiz beton bloklara şehrin ruhunu giydirmesi beklenen eylemler. Ama buna da karşı olanlar var.

Bu şehrin mutfağına, festivallerine, etkinliklerine, yaşamına sosyal dokunuş oluşturmadığınız müddetçe “Burada yaşam yok, isterseniz siz de gidebilirsiniz.” diye bir mesaj iletirsiniz kalanlara.

Malatya ruhunu kaybetmeyelim, bu ruhun kaybedilmesine izin vermeyelim.

DİĞER YAZILARI AB Tescilli Coğrafi İşaretli Ürünler Kayısı ve Baklava Bakışı 01-01-1970 03:00 AKLIMDA GELGİTLER 01-01-1970 03:00 ŞU 70 BİN KİŞİ MESELESİ 01-01-1970 03:00 Müsait yerde inecek yok mu? 01-01-1970 03:00 12 Milyon Kayısı Ağacı Tek Ses: SAHİPSİZ KAYISI 01-01-1970 03:00 6 Şubat'a takılmak mı 6 Şubat'la yaşamak mı? 01-01-1970 03:00 SIKINTI ÇOK AMA TREN DE KAÇMASIN! 01-01-1970 03:00 Recai Kutan Olmak 01-01-1970 03:00 OLDURULAMAYAN MALATYA LOBİSİ ÜZERİNE… 01-01-1970 03:00 ZOR DOSTUM ZOR... 01-01-1970 03:00 MALATYA'NIN SİYASİ TAHLİLİ… 01-01-1970 03:00