Gelişmiş ülke, gelişmiş şehir, büyümüş şirketler… Köklü kurumlara bakın, mutlaka geçmişinde veya başında lider özellikleri olan bir yönetici vardır.
İyi yönetmek liderlik, ideolojik veya siyasi düşünce meselesi değil zihniyet meselesidir.
Kamu görevi veya yetkisi alan lider şahsiyetli insanların hedefinde geliştirmek, büyümek, hizmet etmek vardır. Hiçbiri ekonomik olarak çok zengin değildir, bireysel gelişme veya büyümeye değil toplumsal kalkınma, sosyal ve kültürel olarak da köklü bir gelişimin önünü açma hedefinde olmuşlardır.
Nitekim biz Malatyalılar, son kırk yıl içerisinde takip edebildiğimiz bazı lider yöneticilerden biliyoruz. Rahmetli Turgut Özal, rahmetli Recai Kutan, eski Mili Eğitim Bakanı Metin Emiroğlu, rahmetli Mevlüt Aslanoğlu, rahmetli Oğuzhan Asiltürk…
Ve yine hakkını teslim etmemiz gereken bir başka hemşerimiz de bürokrat olarak son 23 yılın en çok Malatya’ya hizmet getireni olarak gördüğümüz eski Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı, şimdi Rize Valisi Sayın İhsan Selim Baydaş’dır.
Onların görev sorumluluğu içerisinde oldukları dönem Malatya’ya yapılan hizmetler yazmakla bitmez. Turgut Özal Araştırma Hastanesi, Malatya Organize Sanayi, Çat Barajı, Karakaya Barajı, Boztepe Barajı,
2. Ordu Komutanlığı Karargahı’nın Malatya’da konumlanması ve daha birçok hizmet.
Bu lider yöneticilerin özellikleri neydi peki? Birlikte hareket etme konusunda toparlayıcı olmaları, bürokratları adamlarından değil ehliyetli olanlarından seçmeleri, her icraatlarında kamu menfaatleri bilinci ile hareket etmeleri… Bugünün hesabını yapan değil geleceği planlayan anlayışları...
Yazı başlığında olduğu gibi deprem mi don mu lidersiz olmak mı? En büyük felaket hangisi?
Bana göre en büyük felaket şimdiki siyasiler ve her türlü tabloyu kendi çıkarlarına çevirmeye çalışan bazı STK temsilcileri. Gerçekten Malatya için günümüzde bu tablo çok daha büyük felaket.
Neden? Deprem oldu, engellemesi mümkün olmayan bir felaket. Don oldu, yine engellemek mümkün değil. Ancak bence Malatya için en büyük felaket son seçimlerin ortaya çıkardığı tercih tablomuz. En çok bağıranı seçerseniz, en çok rakiplerine iftira atanı seçerseniz, en çok demagoji taktiği ile çığırtkanlık yapanı seçerseniz, seçerken ehliyet ve liyakate bakmadan seçerseniz, seçerken sorumluluk alacağı alandaki etki ve yetkinliğine bakmadan seçerseniz, seçerken şehrin ve halkın refahını düşünerek değil partizan ve ideolojik tercih yaparak seçerseniz… Belki de hepsinden önemlisi ve Malatya’nın kronik rahatsızlığı olan gaza gelerek oy verirseniz...
Bu, her dönemin vazgeçilmez, garantili kazandıran taktiği.
Vay, “Ceketimi koysam kazanırım” demiş, “Öyleyse biz de rakibine oy veririz.” demiş. Tercih yapmış. Ancak yıllar geçmiş, hâlen bu sözü muhatabının söyleyip söylemediği bilinmemektedir. Bunun zaten hiç de önemi yok.
Bakarsın seçimler yaklaşırken ilçe halkı başkanından memnun değil ve kesinlikle partisi tarafından tekrar aday gösterilmesini istemiyor. Ancak aday tespiti geldiği gün vay “Sayın milletvekilimiz başkanımızı istemiyormuş!” O zaman biz onu tekrar istiyoruz!” diye kendi yazıp kendi oynadığı bir tiyatro ile hizmet almadığından şikâyet ettiği isme beş yıl daha destek veriyor. Hadi belki samimidirler diye düşünüyorsun, sonraki seçimde aday ilk dönemine göre çok daha çalışmış olsa dahi seçimi kaybediyor. Çünkü “gaz verecek” düşman yaratılamıyor.
Şimdi baktığınızda kim kazanıyor, kim kaybediyor? Neden sonra iyi bir belediye hizmeti, iyi bir sanayi hizmeti, iyi bir tarım hizmeti, iyi bir vekil hizmeti bekliyoruz?
Kim daha çok toplumu kandırmayı başarıyorsa o tercih ediliyorsa burada seçen insanların hiç suçu yok mu sizce?
Hadisişerifte diyor ya “Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olur. Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz.”
Bakıyorsunuz, göreve geldiği günden beri şehrin sanayi ve ticari hayatını bir adım ileriye götürecek icraatta bulunamayanlar, felaket dönemlerini de fırsata çevirip şehir üzerinde olumsuz algı yönetimi için sahne alıyor.Kimse çıkıp demiyor ki “Sen sorumlu olduğun alanda şehre ne kattın, hangi yatırımı getirdin?“
Deprem oluyor, sokağa çıkıp “Elektrik yok. Niye bu kadar toz çıkarılıyor?” diyor. Don oluyor, kriz masası toplantısına katılmıyor ve afet bölge tellallığı yapıyor.
Süreçte herkes suçlu, herkes yanlış yapıyor. Tek doğru kendileri.
Unutmayın, bulunduğunuz makamlar sadece eleştiri yapmanızı değil sunduğunuz sıkıntılara karşılık çözüm önerileri üretmenizi de gerektiren makamlardır.
Birbirinize “itibar suikastı” yapacaksınız diye şehrin itibarını, halkın psikolojisini ve Ankara’nın şehre bakışını ne hâle getirdiğinizin farkında mısınız?
Yazık, artık bir son verin şu şehrin yönetimindeki kaos ortamına!
Bu şehre, bu topluma ne değer kattınız? Hangi eseri diktiniz? Herkes, bulunduğu görevde buna baksın.
Peki, soruyorum kendi iyiliğini istemeyen bir topluma: Allah ne yapsın? Toplum hesap sormadıkça, doğru olanı tercih etmedikçe, hangi kurum ve görev olursa olsun ehliyeti, liyakati ve kendi alanında yapmış olduğu hizmetleri sorgulamadığı sürece o yöneticiler niye kendisini düzeltsin ki?
Herkes şunu sormalı kendisine: Bu kötü gidişatta benim ne kadar payım varP
Selametle...

