Seçimlerin üzerinden henüz üç ay geçti; kimi umutlu, kimi umudunu yitirmiş, kimi kaybettiklerinin acısını yaşamakta hâlâ; zor ve meşakkatli bir hayat deprem illerinin halkı için.
Nitelikli göç veriyoruz ve bu gidişle bu göç devam edecek; şehirde doktor, öğretmen, hemşire kalmayacak; niteliksiz göç alıyor şehir.
Güvenlik endişesi had safhada, 20 yaşına gelmiş çocuklarımızın bile dışarı çıkmasından endişe ediyoruz.
Ekonomik krizin de etkisiyle hırsızlıklar, yol kesmeler, olacak gibi değil.
Şehir dışına göç etmek zorunda kalanlar hasretle dönmeyi bekliyor.
Yazın sıcağında konteynerlerde iş yapan esnaf, 40 derece sıcakta konteynerde uyku uyuyamayan anne ve çocuklar, bir taraftan kış yaklaşıyor korkusu sarmış herkesi… Velhasıl zor bir imtihan.
Bu şehir hepimizin.
Her bireyin toplum ve şehir için mutlaka elini taşın altına koyup dertlenmesi gerekiyor. Bu zorluk ancak birlik beraberlikle atlatılır; siyaset, stk, işveren, esnaf, en büyük sorumluluk siyaset ve stk’lara düşüyor elbette.
Hangi parti veya hangi sivil toplum kuruluşundan olursak olalım halkın şehri yönetmeye yetki verdiği belediye başkanlarına destek olarak sorunları aşmak insani ve vicdani bir sorumluluktur.
Siyasi parti temsilcilerinin bu süreçte hata ve yanlışları siyasi ranta çevirme yerine, sorunların doğru çözümü için mutlaka istişare ve diyaloğu önemsemesi ve destek olması topluma ve şehre olan samimiyeti ortaya koyması gerekir.
Sivil toplum örgütlerinin her yapılanı alkışlamak yerine, sorumluluklarının bilincinde olarak insan hakları, toplumun, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimlerinden sorumlu olduklarını, herkesin daha kaliteli bir yaşam sürdürmesi, adil bir paylaşım mücadelesi vermesi bir gereklilik değil mecburiyettir.
Seçilmiş belediye başkanları, özellikle Büyükşehir Belediye Başkanı, büyük bir yük ve sorumluluk üstlenmiştir.
Evet, işlerinin kolay olmadığını biliyoruz; Allah güç kuvvet versin ancak şehrin ne kaybedecek zamanı ne israf edilecek tek kuruşa tahammülü ve lüksü yoktur.
Çok zaman olmadı biliyoruz ancak bizi üzen, bu kısa süre içerisinde kadro değişimi ve misafir ağırlamaktan başka hiçbir bilgiyi toplumla paylaşmamış olmaları. Bir planı olmalı bu şehrin; sosyal, kültürel, ekonomik gelişime açık, geleceğe umut veren bir plan.
Diğer deprem illerinde %30 ile %60 arası bitmiş şehir ve konut planı, biz hâlâ bırakın şehri ayağa kaldırmayı müteahhitlere bile bir kazma vurduramadık, orta hasarlı evimiz ne olacak bilmiyoruz.
Özel sektöre bir an evvel çalışma imkânı sağlayıp projeler onaylanmazsa TOKİ bu işin altından 20 yıl kalkamaz.
En önemlisi, çarşı merkezi sorunu.
Deprem olduğundan beri herkesin konuştuğu ve tek yükselen bina kuyumcular çarşısı ve konuşulan tek şey Söğütlü Cami. 
Bazı STK temsilcileri toplanmış, “Biz camimizi istiyoruz.” diye açıklama yapıyor. 
Peygamber yaşasa size diyeceği tek cümle “Allah sizi afetsin!” olurdu.
Yeni Cami’nin yanında Söğütlü Cami israftır. 
Bu şehre yakışan, hem manevi hem uhrevi anlamda toplumun ahlak ve maneviyatına bir katkıda bulunacaksak Yeni Cami daha büyük, üç taraftan girişli büyük bir avlu ve şehre yakışan bir meydan, bütün caddelerin o meydana çıktığı manevi havasıyla hem yerel halkın hem ziyaretçilerin buluşma adresi.
Küresel sermayenin piyasaya etkisi, kentlerdeki süper marketler zinciri, giyim markaları ve yemek firmaları kentlerde esnaf ile zanaat erbabını bitirmiş; kişisellikten tamamen uzak ve mekanik işleyişe sahip oluşuyla yeni bir tahakküm tarzı ortaya çıkarmış oldu. İnsan için pazar yerinin canlandığı ve muhabbet ortamının kayboluşu önemli bir toplumsal kayıptır, meydan bu ortamı ve muhabbeti yeniden sağlamak açısından çok önemlidir.
Tek  bir cadde ile gelişen şehirler, gençleri arka sokak kapalı alan kafelere mahkum ederek neslin kaybolmasına sebeptir.
Meydanı gelişmiş bir şehirde açık oturma alanları ve her ihtiyacı karşılama imkânı olduğu için gençlik ve aile açısından zaman geçirmenin en güzel yeridir meydanlar.
Yaşlı ve emekliler açısından meydanın sembolü olmuş Yeni Cami avlusu ve çevresinde oluşacak muhabbet mekânlarıyla huzur ve mutluluk ile hayatı ikame etme imkânı bulacaktır.
Yani uzun lafın kısası doğru inşa edilecek bir meydan ve çevresi, bu şehirde yaşayan ve bu şehre uğrayan herkes için faydalı olacaktır.
Zaman çok geçmeden yanlıştan dönelim, yıkalım ucube kuyumcular çarşısı denen yeri, geçici ruhsatlı yerleri TOKİ’ye ruhsatlı bir şekilde inşa ettirip teslim etmek adalet değil şehre aynı zamanda ihanettir. 
Biliyorum, aslında Sayın Sami Er de bundan rahatsız, yanlış olduğunu biliyor ama neden müsaade ediyor, kime gücü yetmiyor; bunu bilemiyorum.
Sayın Belediye Başkanı’nın aşamadığı, söz geçiremediği birileri var gibi. Destek istesin, gerekirse Ankara’ya, Cumhurbaşkanı’na bizler, STK’lar ve halk olarak gidelim, güçlensin başkanın eli, şehir yanlış inşa edilmesin. 
Hep hayal etmişimdir, bir belediye başkanı gelecek ve tek bir dönem için geldim; dostu, ahbabı, akrabayı, arkadaşı, rantçıları doyurmaya gelmedim; bu şehri yanlışlardan kurtarmaya ve geleceğe hazırlamaya geldim diyecek bir başkan… 
Zor değil; sadece inanç, kararlılık ve ilkeli durmak yeterli bunun için. 
Var mısın Sami Bey? Ya Malatya tarihine geçecek ve toplumun gönlünde taht kuracaksın ya da bu şehre gelmiş geçmiş en çok zarar veren başkan olarak anılacaksın; karar senin. 
Kalın sağlıcakla...