Büyük felaketlerin bıraktığı enkazın izlerini toplumlar aralarındaki dayanışma gücünü büyütüp, birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek silmeye çalışır. Birlikten doğan güçleri ile sorunları aşmayı kolaylaştırır ve hedeflediği yarınlara emin ve sağlam adımlarla ilerler.

6 Şubat’tan sonra Malatya’da durum böyle mi?

Aksine büyük bir dağınıklık ve kavga psikolojisi sahaya hâkim. Yüzler bir türlü gülmüyor. Geleceğe umutla bakan gözler yok gibi. Bir kaos ortamı almış başını gidiyor. Depremin en ağır tablosunu yaşayan iller hayata tutunmaya çalışırken, artık yas tutmayı bırakıp hayatın olağan akış temposunu yakalamışken Malatya’da birileri şehrin üzerine çektiği taziye çadırını hiç kaldırmamak gibi bir ısrar içerisinde. Elbette ki acımızı unutmayacağız ancak yeniden ayağa kalkmak için de çaba sarf edeceğiz. Binalarımız yükselirken psikolojimiz de aynı şekilde normale dönecek. Sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi aksatmadan yolumuza devam edeceğiz ve sağlıklı bir geleceği birlikte inşa edeceğiz.

Aksi takdirde bu yas bitmez, şehrin geleceği de sağlıklı temeller üzerinde yükselmez.

Toplumun büyük bir kesiminin farkında olmadan siyasi kutuplaşmanın kendilerini insani değerlerden uzaklaştırarak ekonomik ve sosyal anlamda zorlaştırılan yaşam biçimine karşı çıkmak ve haklarını savunmak yerine, öteki gördüğü diğer parti ve taraftarlarının daha çok mağdur olmasından mutlu oluyor ve kendisi için bir kazanç olarak gördüğünden kaybettiklerini önemsiz görmeye başlıyor.

Siyaset; merkezden, yani asli görevinden uzaklaşıp liderlerin toplumu ideolojik kutuplaştırmaya doğru çekmesiyle elitlerin egemenliğini sağlayıp kendi iktidarlarını sürdürmesi için kutuplaştırma stratejisi olmazsa olmazları hâline geliyor.

Kutuplaştırılmış toplum ise siyasi görüşünü (partisini) bütün değerlerinden daha değerli görmeye başlıyor, kendi partilerinden olmayan birini aynı dinden, mezhepten, ırktan olsa bile hain ilan ediyor. Dolayısıyla bu tavır farklı kutuplaşmaları ortaya çıkarıyor.

Toplumsal kutuplaşma

Kutuplaşma, toplumun bireylerinin belirli gruplar hâlinde kendi içlerinde ya da birbirlerine karşı aşırı ve keskin şekilde ayrışmasıdır.

Son zamanlarda iyiden iyiye artan ve sonunu hiç iyi görmediğim durum şu: Eskiden tartışırdık, kavga ederdik ama fikirlerimiz bizi birbirimize düşmanlaştırmazdı. Maalesef şimdi ise tam tersi, siyasal kutuplaşmanın bireysel sonuçları o kadar etkili ki aynı evin içinde farklı siyasi görüşte olan iki kardeş bile birbirlerine nefretle bakar hâle geldi.

 

İdeolojik kutuplaşma

Medya ve sosyal medya o kadar etkili bir hâle geldi ki neredeyse sadece ideolojik kutuplaştırmanın haricinde çok az paylaşım görüyoruz.

Siyasi tercihin hak ile batıl meselesi gibi lanse edilmesi, aklıselim düşünemeyen insanlar üzerinde çok büyük etki yaratıyor. Hatta işi daha ileri götürüp sen bu partiye, bu lidere oy verdiğin için Allah’a nasıl hesap vereceksin demeye kadar varıyor.

Peki, soruyorum, Allah sadece sizin oy verdiğiniz partinin Allah’ı mı? Eğer öyle düşünüyorsan sen küfre girersin çünkü sen Allah’ı bir tek parti ile kısıtlıyorsun. Hâlbuki günde kırk defa okuduğun Fatiha süresinde hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’adır, diyorsun; âlemin içinde ne var? Yer ve gök arasında olan her şey. Peki taşın, toprağın, bitkinin, böceğin rabbi olan Allah diğer partilinin Allah’ı değil mi?

Peki, partinizin harici diğer partilere oy vermek haram ise partinizin liderinizin yaptığı hatalar, İslam’a uygun olmayan uygulamaları Allah’a mı mal edeceksiniz? Haşa.

 

Duygusal kuşatma

Türkiye’de yapılan araştırmalarda kimlik ve siyasi tercihlerin uyuşuyor olmasıdır.

Demokratik bir yönetim için en tehlikeli durum duygusal kutuplaşmadır. Ancak siyasal aktörlerin en vazgeçilmezi bu kutuplaşmadır. Ehliyet, liyakat beklentisi olmadan liderler tarafından görevlendirilmiş bir şahsı, desteklemek için hiçbir vasıf aramadan oy kullanımında tercih ediliyor.

Toplum olarak sorgulayan, eleştiren, ehliyet ve liyakati önemseyen şehirler ve toplumlar sosyal, kültürel ve ekonomik her türlü gelişmiştir.

 

Malatya kutuplaşması

Malatya olarak da çok farklı bir durum söz konusu değil hatta kutuplaşma ülke ortalamasına göre biraz daha yüksek oranda diyebiliriz.

Artık bunun sonlandırılması gerekiyor.

6 Şubat sonrası oluşan tablo bu anlamda bize hem duygusal hem de insani bir sorumluluk yükledi. Uzun zamandır Malatya ile ilgili birçok gelişme bizleri kaygıya sevk ederken son dönemlerde atılan adımları umut verici olarak görüyorum. Adımlar karşılıklı olur ise Malatya bu işten kazançlı çıkar.

CHP’de bugüne kadar önemli görevler alan ve yaptığı siyasetle kendi tabanında ciddi bir destek gören ancak zaman zaman üslubu nedeniyle eleştirilen Sayın Veli Ağbaba’nın özellikle aday olarak geride bıraktığı 31 Mart sonrasında Malatya’da izlediği strateji gerçekten önemsenmeli ve karşılık görmeli.

Depremin ilk saatlerinden itibaren sahada olan ve Malatya için verdiği mücadele Malatya halkı tarafından karşılık bulan ve yerel seçimlerde ciddi bir destek gören Ağbaba, Ankara’da siyasette ortaya koyduğu sert üslubu Malatya’da kullanmıyor hatta bu zorlu dönemde şehri yönetmek üzere görev almış olan isimleri el uzatıp “Gelin, bu şehri birlikte ayağa kaldıralım. Güçlü yarınları kardeşlik ikliminde inşa edelim.” diyor.

Bu, gerçekten Malatya için önemli.

Elbette ki Malatya da bu süreçte iyi gitmeyen şeyleri dillendirecek, çözümünü takip edecek. Çünkü Malatya’nın sağlıklı ve ciddi bir muhalefete de ihtiyacı var. Ancak bunu kavga üslubu ile değil, çözüme yönelik bir strateji ile hayata geçirdiğinde toplumun her kesiminden arzu edilen teveccühü görecektir.

Şehirde 6 Şubat sonrası gelişen ortam bir kıvılcım ile patlamaya hazır gibi. İnsanlar mutlu değil, gelecekle ilgili endişeli. Niyet kötü olur ise bu ortam kaosa çok hızlı şekilde döner. Ama günün sonunda bundan kimse kazançlı çıkmaz.

Bu nedenle son günlerdeki bazı gelişmeler bizce çok önemli.

CHP Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’nın Malatya Büyükşehir Belediyesi ile Yeşilyurt ve Battalgazi belediyelerini ziyaret etmesi, her konuda destek olmak istediğini dile getirmesi, Yeşilyurt Belediyesiyle yaptığı “Taziye evi yapım protokolü” çok sevindirici ve taktir edilmesi gereken bir adım. Depremden bu yana her fırsatta “Bu şehir için, bu halk için zamanımı değil gerekirse canımı veririm.” diyen ve sahadan hiç ayrılmayan Sayın Veli Ağbaba’yı tebrik etmek lazım.

Aynı bilinç ve sorumluluğu tüm siyasilerden bekliyoruz.

Sayın Ağbaba’nın bu girişimlerinin yerel yöneticilerden gereken karşılığı buluyor olması da ayrı bir önem taşıyor. Tabi bunun net sonuçlarını zaman içerisinde daha rahat görebileceğiz. Başta da ifade ettiğimiz gibi bu şehrin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Bu birlikteliğin güçlenmesine kim katkı sağlarsa Malatya’nın sağduyulu insanları onu baş tacı edecektir. Buna inanın.

Şehri yönetenlerin söz konusu Malatya olunca ittifak-muhalefet ayrışması yapmamalarını, bütün parti ve STK’leri çalışmalara, toplantılara dâhil etmelerini bekliyoruz.

CHP İl Başkanı Sayın Barış Yıldız’ın, “Biz de bu şehrin evladı ve siyasi yöneticileriyiz. Neden hiçbir koordinasyon ve istişare toplantılarına davet edilmiyoruz?” feryadı haksız bir feryat mı?

Unutmayalım, ortam eleştiri yapmak isteyen muhalefet için çok müsait. İnsanların evleri, iş yerleri yıkılmış. Düzenleri bozulmuş herkes bir yerlere savrulmuş. Yapılacak her eleştiri, tespit edilip dillendirilecek her yanlış, ciddi bir karşılık bulacaktır. Ancak böyle bir ortam Malatya’yı gönülden seven’ hiçbir insanımızı mutlu etmeyecek, aksine huzursuzluğu tırmandıracaktır.

Malatya’mızın küllerinden yeniden doğmak, güçlü bir şekilde yarınlarını inşa etmek için huzura ve kardeşlik ortamına ihtiyacı var.

Bu arada, sanıyorum son olarak 2005’li yıllarda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eden Malatya heyetinin yeniden oluşturulması ve şehrin sorunlarının yer aldığı dosyaların bizzat iletilip görüş ve düşüncelerin aktarıldığı bir Malatya heyeti ziyaretinin Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a yapılması elzem diye düşünüyorum.

Depremde büyük hasar görmüş Malatya’nın bu heyeti, hem Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şu ana kadar yapılan çalışmalar ile ilgili olarak teşekkürünü iletir hem de sıkıntılarını ilk elden ulaştırmış olur.

Malatya’nın da “Biz Sesimizi Duyuramadık!” kaygısı en azından bu ziyaretten sonra ortadan kalkmış olur.

Kalın sağlıcakla.