Türkiye’de kentleşme 1950’li yıllardan sonra hız kazanmış, kırsal kesim nüfus kaybına başlamıştır. Elbette dünyanın gelişim ve değişimi ülkemizde de etkili olmuştur. 1950 yılında ülkemizde 63 il, 422 ilçe varken bugün bu sayı 81 il, 922 ilçeye ulaşmış durumda.
1950 yılında ülke nüfusunun %15’i kentlerde yaşarken %85’i kırsalda yaşamını sürdürüyor. Bugün ise nüfusun %94’ükentlerde, %6’sı kırsalda yaşıyor.
1965 yılında Malatya nüfusu 452.500 iken merkez nüfusu 174.500 idi. Kent nüfusu hızla artış gösterirken 1980-2000 yılları arasında hemşehrimiz rahmetli Turgut Özal’ın Malatya’da sanayileşme ve sağlık alanındaki yatırımlara verdiği destekle merkez nüfus 457.500 olmuştur. Bu sayı,deprem sonrası bir kayıp vermiş olsa da 2025’te 600.000’iaşmış, toplam nüfus 750.000 civarı; geriye kalan nüfusun büyük bir kısmı ise ilçe merkezi kent nüfusuna dâhil olmuş kırsal nüfus çok ciddi azalma göstermiştir.
Kentleşmeye toplumu zorlayan elbette birtakım haklı sebepler var. Hastane, okul, sanayileşme, iş olanakları, altyapı gelişimi ile beraber kentleşme yaşama daha konforlu bir hayat sunuyor.
 
Büyük problem, kalkınma!
Depremden bu yana herkes binaları ve inşaatı konuşuyor, herkesin gözden kaçırdığı ve iki üç yıl sonra hem kent yoksulluğuna sebep olacak hem de çok ciddi anlamda işsizlik sorunu yaşayacak şehrimiz, deprem kaynaklı inşaat sektöründe iş ve dar gelirliler için bir çalışma alanı oluşmuş olabilir inşaatlarda ancak bunun geçici olduğunu hepimiz biliyoruz. İki yıldır eleman bulamayan işletmeler şimdiden hergün onlarca başvuru almaya başladı.
Şehrin sanayi ve ekonomik kalkınmasıyla ilgilenmesi gerekenler, siyasetin çözmesi gereken alanlarda açıklamalar yaparak toplum mühendisliği yapyor ve tabiri caizse şark kurnazlığı politikası yürütüyorlar.
Üç yıldır şehrin kalkınması için uğraşması gereken başta Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf Odası ve iş adamları örgütleri fotoğraf çekmekte maşallah iyi yarışıyor, kendi alanlarında değil ama üzerine vazife olmayan her işin içinde varlar.
Mücbir sebepten borçları öteliyor Bakanlık; bizim başkanlar ise hemen reklam, etiket hazırlıyor.
"Başkanımızın çaba ve gayretleri sonucu bakanlık mücbir sebep hâlini uzatmıştır."
Kimse demiyor ki ya kardeşim, bunu Bakanlık uzattı ve siyasiler yaptı. Rica makamı gitti, rica etti; bakanlık yaptı.
Sen icra makamısın, sen ne yaptın? Kendi alanında şark kurnazlığı yaparak bunu niye kendine mal ediyorsun?
Sizin göreviniz borç erteletmek değil; ertelenen borç,borçlanmayı daha da büyütmektir. Şehrin ekonomisine ve ticaretine yol açarak kalkınmayı sağlamak, Bağkur ve SGKprimlerini ödeyemiyor esnaf; bu ertelemekle olmaz, borcun silinmesi için neden bir gayret sarf edilmiyor?
Deprem olduğunda esnaf için neden geçici bir çarşı mücadelesi vermediniz? Esnafı kaldırımlara mahkûm etmekle mağdur ettik, öyle değil mi?
Esnafın aidat borçlarını bile TOBB silsin diye algı yaratmakla olmaz; üye senin üyen, TOBB’un üyesi değil. Borç silinecekse siz Meclis’te sileceksiniz.
Depremde model fabrika dediğimiz dükkânları, iş yerleri yıkılan üreticilere tahsis etmediniz; burada model fabrika kuruyoruz diyerek övündünüz. Peki, üç yıl geçti aradan; hangi teknoloji ürününü geliştirmeye vesile oldunuz, model fabrika neden boş ve depo görevi görüyor? Aynı iş geliştirme merkezi (İŞGEM) gibi kira toplamaktan ve yüksek fiyattan kira almaktan başka ne işe yarıyor model fabrika?
İŞKUR ile işçi çalıştırma taahhüdü olan işletmeler, deprem sonrası işçi sayısı düştü diye çok büyük cezalar ödediler ve hâlâ taksitli ödüyorlar. Deprem oldu, işçi sayısı düştü; bu cezaya neden engel olmadınız?
Malatya, 6. bölge imkânlarından faydalanmaya başladığında TSO Başkanı İstanbul’da kapı kapı gezip tekstilci getirdi organize sanayiye. O zaman ısrarla “Bu doğru değil, tekstil dünya rekabet piyasası asgari ücret üzerinden, eğer bir kriz olur da tekstil ülkeyi terk ederse Malatya’ya yazık olur!”dediğimizde, Sayın Başkan ismimi bizzat zikrederek " Tekstilcilerin gelmesine karşı..." propagandası yapıyordu.
Şimdi sonuç ne oldu? Getirdiği tekstil firmaları bir bir kapatıp gidiyor veya küçülmeye gidiyor. Yaptıkları yatırımlar heba oldu; 5 bin ,10 bin, 20 bin metrekare fabrikalar boş duruyor.
Organize sanayi kan kaybediyor, %50’nin üzerinde istihdam kaybı var.
Ama bizim Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı iki yıldır ortada yok. Ayda bir gelip bir taziyeye katılıyor, birkaç üye ziyareti yapıyor; sonra bir reklam, etiket… Onu da sponsorlu paylaş,git. Nereye gidiyor? Adana’da benzinlik işletiyor.
Hani eski TSO başkanlarını eleştirirdi ya kaç istihdam yapıyor diye. Biz de soralım: Deprem sonrası yatırıma ihtiyacı olan senin TSO Başkanı olduğun bu şehre neden yatırım yapmadında Adana’ya yaptın? Hani deprem olmuş, elektrik kesilmiş diye video çekiyordun ya; gel, şimdi 30-40 yılını heba ettiğin organizede bir video çeksene! Kim burayı bu hâle getirdi diye sorsana! Gel de getirirken övündüğün, istihdamı artırdık dediğin tekstil firmalarının bir hâlini hatırını sor bari.
Hiçbir mücadele vermeden hem makamları işgal edin hem de şehre iki ayda bir uğrayın; sonra zamanı gelince bir siyasetçiye saldırın, sosyal medya ve basında beslediğiniz tetikçilerle nasıl olsa siyasiler yıpranmaya müsait, toplum da buna inanır, üyelerimizi bu vesileyle dizayn ederiz, kahraman gibi görünür ve işimizi yürütürüz diye düşünün öyle mi?

Başta TSO ve iş örgütleri, ya sırtınıza aldığınız sorumluluğun gereğini yerine getirin ve şehrin kalkınmasıyla ilgilenin,yazık oluyor bu şehre! eğer önlem alınmaz, yatırımlar getirilmezse çok daha büyük yazıklar olacak!
Benden söylemesi.
Kalın sağlıcakla.