ORTADOĞU ve EMPERYALİZM SÖMÜRGESİ. SÜREÇTE İNSAN KALABİLMEK..

Mehmet HASKUL

30-05-2026 22:57

Ortadoğu üç dört asırdır, yeraltı zenginlikleri keşfedildiğinden bu yana sömürgenin, işgalin, kanın ve gözyaşının hiç bitmediği, , emperyalizmin o kirli pençelerinde can çekişen bir bölge haline gelmiştir.

İslamofobi; İslam dinine ve Müslümanlara karşı duyulan temelsiz korku, önyargı, nefret ve ayrımcılığı körükleyerek, müslümanları ötekileştirme, dini sembollere saldırma ve ayrımcılık yapma şeklinde kendini gösteren bir tür kültürel ırkçılık veya düşmanlık oluşmasını sağlamış, tarikatlar üzerinden hurafeyi çoğaltarak, toplumu dinden soğutmuş, içi boş şekil Müslümanlığı ile NARSİST şeyhlerin büyük toplulukları yönetmesini sağlamıştır.

Sosyoekonomik; sosyal (toplumsal) ve ekonomik (iktisadi) faktörleri, bireylerin veya toplumların gelir, eğitim, meslek ve yaşam standartlarını belirlemekle kalmamış, Irkçılık, faşizm, din ve mezhep üzerinden aşırıcı (radikal) gruplar ve siyasal yapıların oluşmasına sağlamış, PKK,PYD, IŞİD, EL KAİDE gibi örgütleri oluşumunu bizzat sağlayıp destekleyerek faşizm ve islamofobiyi güçlendirmiştir.

Eğitim sistemine müdahaleyle de Ortadoğu da bilim ve sanayi gelişiminin önünü tıkamış, toplumu fakirliğe mahkum ederek, azınlık bir sermaye gücüyle de domine ederek, insani değerlere, demokratik, ahlaki değerlere sahip olmanın önünü tıkayarak, algılarla yönetebileceği toplumların psikolojik dengelerini sağlamıştır.

Krallık sistemi olan ülkelerde, kral ve aileleriyle kurduğu ekonomik çıkar, saltanat sürdürmelerine garantörlük yaparak, uluslararası anlaşmalar adı altında, petrol ve enerjinin hakimiyetini eline almış, üreten bir toplum değil, tüketen tembel bir Arap toplumu inşa etmiştir.

Ekonomisi gelişmeye başlayan, halkın ekonomik refah seviyesinin yükselişini başarmış (Kaddafi gibi)  liderleri, psikolojik algıyla kendi toplumuna katlettirmeyi başarmış, kendilerine biat etmeyen liderleri öldürüp o ülkenin halkına kendini alkışlatarak küresel emperyalizmin sınırlarını genişletmiştir.

Suriye’de zalim Esed’in her türlü zulmünü desteklemiş, Kürtleri kimliksiz, müslümanları etkisiz bir toplum haline getirerek, toplumun kin ve nefretini körükleyerek savaşı başlatan, milyonlarca insanın katledilmesi, milyonlarca insanın mülteci olmasını sağlayan emperyalizm 14 yıl aradan sonra Esed in tek kurşun atmadan, hiç direnmeden ülkeyi terketmesini sağlayıp siyonist İsrail’e yol açmıştır. Suriye’de yeni yönetimle kürtlere hak tanıma safsatası adı altında, Türkiye de kardeşlik açılımının konuşulmasına siyasal zemin hazırlayarak, yeni çatışma alanını mezhep üzerinden körüklüyor, çünkü hedefte İran var,

Gazze katliamında nasıl siyonist işbirliği ile yahudileri dini bir inanış olarak inandırıp, ‘Filistin bize Allah tarafından vaat edilmiş topraklar, sizde bizim hizmetkarlarımızsınız, evlerimizi boşaltın’ derken, sömürgeci din anlayışına yahudileri inandırmış ve öyle iman etmişler, kendilerince imanın gereğini yapıyorlar.

Türkiye 60-70 yıldır emperyalist sisteme dirense de 15 Temmuz darbe girişimiyle kırılma noktasına gelmiş ve akabinde iç siyasi işbirlikçileri üzerinden başkanlık sistemini dayatarak, hem sosyoekonomik olarak, hem de demokratik yönetim anlayışına çok büyük darbeler yapılmıştır.

Fakirleşmiş ve adalete olan inancını kaybeden toplumların çöküş şu dört başlığa bağlıdır.

1- Aileyi yıkmak.

2-Eğitimi yıkmak.

3- İnançlarını itibarsızlaştırmak.

4- Medyayı satın alarak,

Maalesef biz ülke olarak emperyalizmin bu tuzaklarına karşı, bir strateji geliştirmek şurada kalsın, toplumsal bir çaba bile gösteremedik, bu nedenle suç oranları, bağımlılık, ahlaki çöküş, ötekileştirme, cinayetler, hızla kat be kat arttı, artmaya devam ediyor.

NE YAPMALIYIZ:

1- Hiç ayırım yapmadan, farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp, değer katmalıyız ilişkilerimize.

2- Kendimiz ve ailemizden başlayarak değerler eğitimi, hak, hukuk, adalet anlayışımızı güçlendirmemiz gerekiyor.

3- Eğitim sistemindeki akademik yarışı, ahlak yarışına ve hayatın her evresiyle toplumsal yaşama, ülkeye, insanlığı değer katma bilinci oluşturarak.

4-Adaleti hukukla beraber savunarak, toplumsal adalet ilkesi ile kamu imkanlarında eşitlikçi anlayışla.

5- Din, dil, mezhep farklılıklarına bakmaksızın, insan odaklı hoşgörü.

6- Kamu bilincine sahip olarak, devletin malını kendi malından daha çok koruyan, israfına tahammül edemeyen bir toplum, çünkü devlet ekonomik olarak zayıflarsa, birey olarak zenginleşmek sadece kapitalistlere ait olan bir özelliktir, bu sayı ekonomik olarak zayıflayan toplumlarda bir elin parmakları kadardır.

Sonuç olarak aslında bu maddeler Allah’a iman etmiş olmanın da gereğidir.

MÜMİN KİMDİR?

Bana göre müminin en büyük iki özelliği.

* Güven Veren: Mümin, sadece inanan değil, aynı zamanda insanların can ve malları konusunda kendisinden emin olduğu, güvenilir kişidir.

* Ahlaki Özellikler: Mümin, sözünde duran, yalan söylemeyen, emanete hıyanet etmeyen ve ibadetlerinde riyadan kaçınan kişi olarak tanımlanır.

İmtihan için geldiğimiz bu dünyada, insanın, insan ile olan imtihanı en zor olanıdır,

O yüzden Rabbimiz insanlara birbirinize zulmetmeyin, zalimlerden olmayın diye öğüt verirken, kendisi için ‘Allah yaptığınız her şeyi görendir’ diyor.

Fatiha süresinde, hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a dır diyor.

Alem nedir?

Kâinat, dünya, evren, mahlukat (yaratılmışlar) veya belirli bir grup/konu çevresi, bitki âlemi, iş âlemi

Allah dışındaki tüm varlıkları kapsar.

Neml Suresi, 50. Ayet: "Onlar bir tuzak kurdular, biz de onlara, hiç farkında olmadıkları bir sırada bir tuzak kurduk." (Bu ayet, tuzak kuranların sonunun hüsran olduğunu vurgular)

 

Bugün yeryüzünün insanlığa tuzak kuranları EMPERYALİSTLER, SİYONİSTLER ve ZALİMLERDİR.

Karşı olanlarda İNSAN olmayı başaranlar.

İnsanlıktan, haktan, hukuktan, adaletten yana olanlarda iyi insanlar “yani” ( müminler) biz mümin olursak Allah onların tuzaklarını başına geçirir.

Bana göre dünyada insanlar iki ye ayrılır.

İYİ İNSANLAR

KÖTÜ İNSANLAR

Allah bizi insan olarak gönderdi, insan olarak alsın yanına inşallah.

Kalın sağlıcakla.

 

DİĞER YAZILARI GEÇEN YILI MI KONUŞALIM? 2026 YILINDA NE YAPMALIYIZI MI? 01-01-1970 03:00 KENTLEŞME ve KALKINMA 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Değerlerini Birlikte Yaşatacağız 01-01-1970 03:00 Turgut Özal Tıp Merkezi Gerçekleri 01-01-1970 03:00 Aslında En Büyük Felaket Hangisi? 01-01-1970 03:00 BU ŞEHRİN KUTUPLAŞMAYA DEĞİL, KARDEŞLİK ORTAMINA İHTİYACI VAR! 01-01-1970 03:00 DEPREMİN YIKTIĞI, SİYASİ ÇEKİŞMELERİN KAYBETTİRDİĞİ ŞEHİR 01-01-1970 03:00 TEPKİ DEĞİL, GÜVEN VE ETKİ 01-01-1970 03:00 İş İnsanlarımızın Malatya’ya Bakışı Önemli 01-01-1970 03:00 “Bu şehirle ilgili son kararı biz veririz.” diyebilmek.. 01-01-1970 03:00 CANAVAR OTU ve YÖNETİCİLİK 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR HEPİMİZİN 01-01-1970 03:00